<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kavram &#8211; © Mutlak Bilim&#039;dir</title>
	<atom:link href="https://www.mutlakbilim.net/category/kavram/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.mutlakbilim.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 Dec 2023 19:03:06 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.5.5</generator>

<image>
	<url>https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2018/06/cropped-siteikonubudur-32x32.png</url>
	<title>Kavram &#8211; © Mutlak Bilim&#039;dir</title>
	<link>https://www.mutlakbilim.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Konu 62: Kavram</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kavram/kavram/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:44:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12330</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Filozof Georg Wilhelm F. Hegel&#8217;e (1770-1831) bakalım. <em>&#8220;</em>&#8230;<em>kavramın </em>&#8230;<em>diyalektik anlamı vardır. Bu anlamında kavram kendi ayrımında (hassa </em>[özellik]<em>) karşıtını içerir. Hegel açısından, ayrım, bir kavramı türünden ayıran yani onu belirleyen niteliktir. Hegel, her belirlemenin bir olumsuzlama olduğuna inanır. Her kavram kendi karşıtını mantıki olarak içerdiğinden zorunlu olarak karşıtını doğurur. Böylece her kavram sadece kendisiyle özdeş değil, karşıtıyla da özdeştir. Varlık hiçliği içerir, sonlu sonsuzla anlam kazanır, bunların aksi de doğrudur. Sonludan söz etmek aslında sonsuzdan söz etmektir. Böylece Hegel&#8217;e göre, &#8216;mantığın başlıca yanlarından birini, düşüncenin kendisinin diyalektik olduğu, anlak olarak kendi kendisinin olumsuzuna, çelişki içine düşmesi gerektiği içgörüsü oluşturur&#8217;.&#8221;</em>. [İçgörü: <em>&#8220;Kendi duygularını, kendi kendini anlayabilme yeteneği.&#8221;</em> (TDK, GTS).] <em>&#8220;</em>&#8230;<em>öz, form olarak zıtlık iken içerik olarak özdeşliktir. </em>(&#8230;)<em> Zemin, özdeşlik ve ayrımın birliği, diğer bir ifadeyle sentezidir. </em>&#8230; <em>var olan her şey kendi içinde ayrım ve karşıtlıklar taşır. Öyleyse dünyayı hareket ettiren şey çelişkidir</em>&#8230;<em> Çelişki hiçbir zaman sona ermez. </em>(&#8230;)<em> Zemin karşıtların özdeşliğinin, kavram içinde barındırılmasıdır. Zemin, sadece özdeşlik ve ayrımın birliği değildir. </em>(&#8230;)<em> O, özdeşlik ve ayrımın aynı zamanda ayrımıdır. </em>(&#8230;)<em> Var olan, zeminden çıkmıştır. Zeminde örtük olan, var olanda açıktır. </em>&#8230;<em>zemin, özdeşlik ve ayrımın bir birliğiydi. Varoluş ise bu birlikten ortaya çıkmıştır. Var olan öyleyse, göreliliği ve başka var olanlarla çok yanlı bağlantıları kendisinde kapsar. Fakat aynı zamanda varoluş, zeminin olumsuzlanmasıdır. Zemin kendini ortadan kaldırarak, kendini varoluşa çevirir. </em>&#8230;<em>&#8216;varoluş, kendi içine yansıma (refleksiyon) ve başkası içine yansımanın dolaysız birliğidir&#8217;. Bunun anlamı, var olanların, hem kendi kendileriyle ilişkili olmaları hem de eşit ölçüde başkası içinde de görünerek göreceli ya da bağıntılı olmalarıdır.&#8221;</em>. Bir şeyi şey yapan diğer şeylerdir. Bir <em>&#8220;şeyin varlığı diğer şeylere bağlıdır&#8221;</em>. Şey, <em>&#8220;karşıtların birliği, bir çelişkiler bütünüdür.&#8221;</em>. <em>&#8220;</em>&#8230;<em>öz, nihai anlamda fenomendir. Özün özünde fenomen </em>[görüngü]<em> içkindir. Çünkü öz, öz olarak var olabilmek (belirlenebilmek) için fenomen olmalıdır. Öyleyse öz, tam olarak fenomendir ve fakat tam tersi de doğrudur: Öz tam olarak fenomen olmayandır. &#8216;Öz, öyleyse fenomenin arkasında ya da ötesinde değildir. Tersine var olanın öz olması yoluyla, varoluş fenomendir.&#8217; </em>(&#8230;)<em> &#8216;Kavram varlık ve özün gerçekliğidir&#8217;. </em>(&#8230;)<em> Varlık ve öz, kendi yalıtılmışlıkları içinde gerçek değillerdir. &#8216;Gerçek&#8217; olan sadece Kavramdır. Fakat Kavram gerçekliğini gerçekleştirebilmesi, diğer bir ifadeyle, gerçekliğinin gerçekliğini kanıtlayabilmesi için varlık ve öze muhtaçtır. </em>&#8230;<em>bir diğer önemli husus da, kavramın, kendi için var olan özsel bir güç olarak bütün</em> <em>olmasıdır. Öyle ki ondaki her bir &#8216;an&#8217;, o olan bir bütündür. Diğer bir anlatımla, Kavram, kendi karşıtına geçtiğinde, kendi karşıtının kendisinden farklı bir şey olmadığı </em>[kavramın karşıtı da yine bir kavramdır]<em>, karşıtının tamamıyla kendisiyle özdeş olduğu bir varlık düşüncesidir.&#8221;</em>. <em>&#8220;Kıyas kavram ve hükmün birliğidir. </em>(&#8230;)<em> Kıyas, aklidir ve akli her şeydir. Her şey kıyastır ve aynı gerçeklikte her şey Kavram&#8217;dır. Kavram ise Mutlak&#8217;tır.&#8221;</em>. Kavram, özgürdür, nesne öznenin, özne nesnenin olumsuzlamasıdır, nesne ve özne özgür değildir. Kavram&#8217;a &#8220;Gerçeklik&#8221;, &#8220;Mutlak&#8221;, &#8220;İdea&#8221; veya &#8220;Mutlak İdea&#8221; da denilir. <em>&#8220;İdea, &#8216;kendinde ve kendi için Gerçek olan</em>[dır]<em>&#8216;</em>&#8230; <em>Buna göre, &#8216;Mutlak İdea&#8217;dır&#8217; tanımı, en üst ve mutlak tanımı oluşturur ki bütün diğer tanımlar bunda içkin olarak vardır. </em>(&#8230;)<em> İdea</em>&#8230;<em> kendi kendisini olgusallığa belirleyen kavram olması anlamında</em>&#8230;<em> özgürdür.&#8221;</em>. Mutlak (İdea) somut-soyut, sonlu-sonsuz vs. tüm zıtlıkları barındıran ve bunların birlikteliği (bütünlüğü) olan ve de bunları kendinden çıkarandır. Mutlak İdea kendi kendisini kanıtlar, mutlak gerçekliktir (saltlıktır), kendi kendini düşünür, kendinde ve kendisi için var olandır, varlıkta (ontta) kendisi için öznel, bilgide (epistemede) kendisi için nesneldir, <em>&#8220;</em>&#8230;<em>kendi içeriğini kendi kendisi olarak seyretmekle, kendisinin saf biçimi olur.&#8221;</em>. Böylelikle Hegel&#8217;in mantık öğretisindeki <em>&#8220;Mutlak İdea, kendisini geçebilecek dışarıda hiçbir kategori bırakmamıştır.&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynak</span></strong></p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><strong>[[i]]</strong> Ferit Uslu, &#8220;Hegel&#8217;in Mantık Öğretisi &#8211; Hegel Mantığının Metafiziksel Temelleri Üzerine Bir İnceleme&#8221;, <em>Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi </em>[ISSN: 2651‑3978], Cilt: 1, Sayı: 2, 2002, [PDF] &lt;<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/85955">https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/85955</a>&gt;, Erişim: 3 Mart 2021, s. 232, 237, 239, 240, 241, 244-251 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20201115164541/https:/dergipark.org.tr/en/download/article-file/85955">https://web.archive.org/web/20201115164541/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/85955</a>].</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 61: Basitliğin Ritmi</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kavram/basitligin-ritmi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:43:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12328</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;Neden hiçbir şey olmayacağına bir şey var?&#8221;</em> sorusunda çoğunlukla önce &#8220;neden&#8221;den başlanır, sonra &#8220;nasıl&#8221; kendiliğinden çözülmüş olur, ama filozof Derek Parfit tam tersine &#8220;nasıl&#8221;dan &#8220;neden&#8221;e ilerliyordu. Şimdi, Parfit&#8217;e bakalım. Tüm olası evrenlerin olduğunu varsayarsak bunlar arasında &#8220;hiç evren&#8221; olasılığı bulunamaz, çünkü o zaten yoktur (hiçtir), daha doğrusu bu olasılık bile değildir. Söz konusu hiçlikse <em>&#8220;hiçlikle tutarlı tek gerçeklik&#8221;</em> hiçbir evrenin bulunmadığı gerçekliktir, ama &#8220;gerçeklik&#8221; ne olursa olsun <em>&#8220;Gerçekliğe ilişkin hiçbir açıklama, kendi kendisini açıklama yetisine sahip değildir.&#8221;</em>. Gerçekliğin kendi kendisini seçmesi ve kendinin kendisini açıklaması gibi kavramlar döngüsel, tutarsız vs. olduğundan gerçeklik ne hiçliktir ne de her şeydir, sadece basitliktir, bu da tüm olasılıkların olduğu, rastgele seçildiği, kaotikliğin olduğu anlamına gelir.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup></p>
<p>Atmosferdeki radyo dalgalarını dinleyerek gerçek anlamda rastgele (indeterministik) sayı üreten &#8220;gerçek rastgele sayı üreticisi&#8221;, rastgele 0 veya 1 veren elektronik bir devredir, sistemdir,<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span></sup> ister bundan isterse deterministik isterse de sözde rastgele <em>&#8220;para atışlarından oluşan sonsuz bir dizi düşünelim&#8221;</em>, yazı için 0, tura için 1 olsun.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[3]</strong></span></sup> Rastgele olan kuantumun ta kendisinde de olabilir,<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[2]</sup></strong></span> rastgele olup olmaması fark etmez, çünkü sonsuza gidildiğinden her olasılığın olması durumu söz konusudur. Rastgele alındı olsun, bu sonsuz dizi &#8220;0 ve 1&#8243;lerden oluşacaktır (-1 ve 1 olarak da düşünülebilir). Bu diziyi evrenimize, sonsuz evrenlere ya da &#8220;şeylere&#8221; uyguladığınızı düşünün ya da bu dizinin evrenimizi, sonsuz evrenleri ya da &#8220;şeyleri&#8221; oluşturduğunu düşünün. <em>&#8220;Bir bütün olarak bu dizi, bir örüntüden yoksun olsa da, tümüyle şans eseri olarak, düşünülebilir bütün yerel örüntüleri içermesi garantidir.&#8221;</em>, <em>&#8220;Uzun bir 0 dizisinden oluşan mükemmel boşluk bölgeleri olacaktır.&#8221;</em>, <em>&#8220;Uzun bir 1 dizisinden oluşan mükemmel tamlık bölgeleri olacaktır.&#8221;</em>, <em>&#8220;Olabilecek en güzel örüntülerden oluşan bölgeler, olabilecek en çirkin örüntülerden oluşan bölgeler olacaktır. Anlamlı görünen, gizli mesajlar ya da anlamlar içeriyormuş gibi görünen bölgeler olacaktır.&#8221;</em>. Ama sonsuz dizide, <em>&#8220;</em>&#8230;<em>böyle yerel &#8216;anlam (mesaj, amaç)&#8217;ların her biri, başka bir yerel &#8216;anlam (mesaj, amaç)&#8217;la çelişecektir. Böylece de kozmik anlamsızlığı oluşturacaklardır.&#8221;</em>.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[3]</sup></strong></span> Örüntü için şu denilebilir: Her türlü benzerlik, döngüsellik, tekrarlama vb. vs. vd., birbirini takip eden durumların bir düzen, ahenk, uyum, desen, ritim oluşturması.</p>
<p>Bu örnek şu şekilde geliştirilebilir. Çemberin çevresinin çapına oranı olan pi sayısı (π) sonsuza gider, ki bu yüzden tam bir çember diye bir şey yoktur, çizilemez. Akla uygun olmayan, irrasyonel, sonsuz olan &#8220;pi&#8221;de tekrarlamalar vardır ama kalıcı bir tekrar yoktur.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[4]</strong></span></sup> &#8220;Pi&#8221;de gün, ay ve yıl olarak doğrum tarihiniz mevcuttur, hatta ilkokuldaki tüm arkadaşlarınızın doğum tarihlerinin yan yana olduğu bir kısım bile mevcuttur ve elbette ki tüm olasılıklar bağlamında her türlü örüntü ve naörüntü de mevcuttur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynaklar</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> Jim Holt, age., s. 258, 267-271.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref2" name="_edn2"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span> Muhammed Ali Çalışkan, <em>&#8220;20. Yüzyıl Düşüncesinde Rastlantı Problemi&#8221;</em>, İstanbul Üniversitesi, Felsefe Ana Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, 2011, [PDF] &lt;<a href="http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/48586.pdf">http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/48586.pdf</a>&gt;, Erişim: 2 Mart 2021, s. 46‑49 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20220121195714/http:/nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/48586.pdf">https://web.archive.org/web/20220121195714/http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/48586.pdf</a>].</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref3" name="_edn3"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[3]</strong></span> Jim Holt, age., s. 277.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref4" name="_edn4"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[4]</strong></span> Muhammed Ali Çalışkan, age., s. 57.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 59: Zihin ve Matematik</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kavram/zihin-ve-matematik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:41:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12324</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Pisagor (MÖ ∼570-∼495) <em>&#8220;Her şey sayıdır.&#8221;</em> derken evreni var edenin &#8220;matematik&#8221; olduğuna inanıyordu. <em>&#8220;Mükemmel bir yuvarlaklığa sahip çember&#8221;</em>, <em>&#8220;mükemmel derecede düz sonsuz doğru&#8221;</em> gibi mükemmel oluşumlar, evrenimizin &#8220;hiçbir yerinde bulunmaz&#8221;. <em>&#8220;2&#8217;nin birbirine mükemmel derecede eşit iki birimden oluşması gerekir, ama&#8221;</em> evrenimizde <em>&#8220;mükemmel derecede birbirine eşit iki şey yoktur&#8221;</em>. Platon (MÖ ∼425-∼347) böyle şeylerin <em>&#8220;ebed</em><em>î ve aşkın başka bir&#8221;</em> âlemde olduğuna inanıyordu. Buna <em>&#8220;sonsuz sayılar, -1&#8217;in karekökü&#8221;</em> vb. de eklenebilir. <em>&#8220;İnsan zihninden bağımsız&#8230; bir matematiksel gerçeklik olduğunu&#8221;</em> (Alain Connes), <em>&#8220;matemati[ğin]&#8230; zihinlerden bağımsız bir varoluşu olduğunu&#8221;</em> [René Frédéric Thom (1923-2002)] söyleyen günümüz matematikçileri de vardır. Burada evrene dair matematiğin icat edilmediği, keşfedildiği savunulur.</p>
<p>Platon&#8217;a göre bu âlem, ezelî ve ebedî olan aşkın âlemden çıkmıştır. Bu da aşkın âlemin gölgelerinin -küçük izlerinin, bozulmalarının- olduğu bu âlemde, bu izlerden yola çıkarak aşkın âlemi hissedebilecek <em>&#8220;bilinçli varlıkların doğmasına yol açmıştır&#8221;</em>. En üstte &#8220;İyi Formu&#8221; vardır, matematiksel form da hatta ondan öte varoluş formu da dahil diğer tüm formlar bunun altındadır, İyi Formu güneşe benzetilir, ışığıyla formlar aydınlanır, böylece gölge oyunları da sergilenir.</p>
<p>Matematiksel fizikçi Roger Penrose şunları yazmıştı: <em>&#8220;Zihnin, matematiksel bir fikir algıladığında Platon&#8217;un matematiksel kavramlar dünyasıyla temasa geçtiğini düşünüyorum. Bu Platonik teması kurarken her matematikçinin zihnindeki imgeler her durumda biraz farklı olabilir, ama iletişim mümkündür, çünkü her biri, ebediyen var olan aynı Platonik dünyayla doğrudan temas hâlindedir!&#8221;</em>.</p>
<p>Penrose <em>&#8220;beyin hücrelerimizde gerçekleşen, genellikle zihinsel hayatımızın nedeni olduğu düşünülen elektriksel faaliyetlerin, beyinde olup biten, bilincin gerçek kaynağı olan daha derindeki kuantum süreçlerinin &#8216;gölgeleri&#8217;nden ibaret olduğunu ileri sürüyordu.&#8221;</em>.</p>
<p>Jim Holt&#8217;un Penrose ile konuşmasında Penrose şunları söylemiştir: <em>&#8220;Üç dünyanın her biri, fiziksel dünya, bilinç dünyası ve Platonik dünya diğerlerinin küçük bir parçasından doğar. O parça da her zaman en mükemmel parçadır. İnsan beynini ele alın. Fiziksel kozmosun tamamına bakarsanız, beyinlerimizin onun küçük, minicik bir parçası olduğunu görürsünüz. Ama en mükemmel şekilde örgütlenmiş parçadır. Bir beynin karmaşıklığıyla karşılaştırıldığında bir galaksi atıl bir yığından ibarettir. Beyin fiziksel gerçekliğin en incelikli, en mükemmel parçasıdır, zihinsel dünyayı, bilinçli düşünce dünyasını ortaya çıkaran da sadece bu parçadır. Aynı şekilde bilinçli düşüncemizin ancak küçük bir parçası bizi Platonik dünyaya bağlar, ama bu en saf parçadır, matematiksel hakikati düşündüğümüzde oluşan parça. Son olarak fiziksel dünyanın tamamını betimlemek için Platonik dünyanın sadece birkaç küçük parçasına ihtiyaç vardır, ama onlar da en güçlü, en olağanüstü parçalardır!&#8221;</em>. Holt tüm konuşmayı bize şöyle özetliyor: <em>&#8220;Üç dünya vardır: Platonik dünya, fiziksel dünya ve zihinsel dünya. Bu dünyaların her biri bir şekilde diğerlerini doğurur. Platonik dünya, matematiğin büyüsü sayesinde fiziksel dünyayı ortaya çıkarır. Fiziksel dünya, beyin kimyasının büyüsü sayesinde zihinsel dünyayı ortaya çıkarır. Zihinsel dünya, bilinçli sezginin büyüsü sayesinde Platonik dünyayı doğurur, bu da fiziksel dünyayı, o da zihinsel dünyayı vs. şeklinde devam edip gid</em>[er]&#8230;<em> (matematik maddeyi yaratır, madde zihni yaratır, zihin matematiği yaratır), üç dünya karşılıklı birbirlerini destek</em>[ler].<em>&#8220;</em>. Alper Çadıroğlu (d. 1984) yani ben, şunu söylemeliyim ki Penrose, gelmiş geçmiş en iyi matematiksel fizikçilerden biri olmasaydı bunu kitabıma yazmazdım.</p>
<p>Kozmolog Max Tegmark, -Robert Nozick&#8217;in (1938-2002) Doğurganlık ilkesini geliştirerek- Penrose&#8217;un aksiyomunu çoklu evrenlere bağlar. Tegmark, tüm matematiksel olguların (soyutlukların) fiziksel (somut) anlamda paralel (çoklu) evrenleri var ettiğine, bunların birbirinin dışında olduğuna ve bunlardaki çeşitli yasaların matematiksel birer gölge olduğuna inanır. Tegmark&#8217;a göre <em>&#8220;mümkün olan her şeyin fiilen var olması gerekir, bu yüzden de bir şey, hiçbir şeye baskın çıkar&#8221;</em>.</p>
<p>Büyük fizikçi Richard Phillips Feynman (1918-1988) ve filozof Bertrand Russell matematiğin, üstte anlatıldığı kadar abartılacak bir şey olmadığını, insan dışı olmadığını benimser. Bilimde matematik önemlidir, ama vazgeçilmez değildir. Örneğin kuantum mekaniği ve göreliliğinin anlaşılmasında matematik vazgeçilmez değildir. Ayrıca evrende kimi yüksek zekalı varlıklar için gerekli bile olmayabilirler.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynak</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> Jim Holt, age., s. 199-215.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 58: Benlik: Ben Gerçekten Var Mıyım?</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kavram/benlik-ben-gercekten-var-miyim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:40:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kavram]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12322</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>&#8220;İnsan genomunda yaklaşık 30.000 faal </em>[aktif]<em> gen bulunur&#8221;</em>. Bunların <em>&#8220;her birinin en az 2 varyantı, yani aleli vardır. Dolayısıyla genomun şifreleyebildiği </em>[şifreleyebileceği]<em> genetik olarak farklı kimliklerin </em>[yani farklı insanların]<em> sayısı en az&#8221;</em> 2 üssü 30 bindir (2<sup>30.000</sup> ya da yaklaşık 10<sup>10.000</sup>). DNA&#8217;mızın izin verdiği farklı insan -potansiyel insan- sayısı budur. Peki, bu insanlardan kaç tanesi var oldu? Gelmiş geçmiş ∼100 milyar (10<sup>11</sup>) insan yaşamıştır. Doğmuş insan sayısı, doğmamış -genetiksel olarak- farklı insan sayısının (9,99&#8230;x10<sup>9.999</sup>) yanında neredeyse bir hiçtir. Bu, şanlısınız ki varsınız ya da şans eseri varsınız anlamına gelir ki hangisini diyeceğiniz size kalmış.</p>
<p>Tek yumurta ikizlerini düşünelim, bunlardan birisi sen ol. Eğer ikizleri oluşturan o zigot ikiye bölünmeseydi doğacak kişi sen mi, ikizin mi, yoksa ikiniz de değil de başka biri mi olurdu! İnsan, Homo sapiens türünün sadece <em>&#8220;bir örneğinden başka bir şey değil&#8221;</em> midir! İnsanın kendisini başka bir varlık, cisim olarak düşünebilmesi ne anlama gelir! Benlik konusu felsefede tartışmalıdır.</p>
<p>René Descartes (1596-1650) <em>&#8220;Cogito ergo sum. </em>&#8230;<em>&#8216;Düşünüyorum, öyleyse varım.'&#8221;</em> derken &#8220;ben&#8221;i, fiziksel bedenden öte olarak tanımlıyordu ama bunu hiçbir zaman kanıtlayamamıştı.</p>
<p>David Hume (1711-1776) şöyle yazmıştı: <em>&#8220;Kendim dediğim şeye daha yakından girdiğimde her zaman sıcak ya da soğuk, ışık ya da gölge, sevgi ya da nefret, acı ya da haz gibi belli bir algıya rastladım. Kendimi hiçbir zaman bir algı olmaksızın yakalayamadım, algıdan başka bir şey de gözleyemedim.&#8221;</em>. Derek Antony Parfit (1942-2017), Daniel Clement Dennett (d. 1942) ve Galen John Strawson (d. 1952) benlik diye bir şeyin olmadığını ve benliğin zamanla -hatta gün içinde bile- koşullara göre değişken olduğunu dile getirir.</p>
<p>Ludwig Josef J. Wittgenstein (1889-1951) <em>&#8220;Ben, bir nesne değildir. Ben, nesnel olarak her nesneyle karşı karşıya gelirim. Ama &#8216;ben&#8217;le değil.&#8221;</em> diyerek beni Arthur Schopenhauer (1788-1860) gibi &#8220;göz&#8221;e benzetmiştir ve eklemiştir: <em>&#8220;Dünya benim dünyamdır.&#8221;</em>, <em>&#8220;Ben kendi dünyamım.&#8221;</em>.</p>
<p>Görüşlerden biri, benin, anılardan ibaret olduğudur. Şiddetli bir hafıza kaybı ile anılar yitirilirse<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup> ya da günümüzde yapılan, hafızanın belirli bir bölümünü sildirme işlemlerinde -ki bu mümkündür ve yapılmaktadır-<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span></sup> ya da gelecekte insanlar arası hatıra değiş tokuşu olursa benliğe ne olur? Burada benliğin sarsıldığı, senin, tam olarak eski sen gibi olmaktan çıktığı düşünülür.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[1]</sup></strong></span> Oruç Aruoba (1948-2020) şöyle yazmıştı: <em>&#8220;Kalabildiğimiz tek yer, ötekilerin bellekleridir.&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[3]</strong></span></sup></p>
<p>Bernard Arthur O. Williams (1929-2003), Thomas Nagel (d. 1937) ve benzeri isimler, benliği şu şekilde açıklar. Benlik, fizikseldir, yani beyindir, daha ayrıntılı olarak beyninizdeki <em>&#8220;o gri et kütlesidir&#8221;</em>. Şu an için bir benliğin bilgisayara -tam olarak- yüklenemeyeceğini ve yeniden diriltilip ebediyen var olma gibi bir durumun olamayacağını bilmekteyiz, ama gelecekte ne olur bilinmez.</p>
<p>Derek Parfit&#8217;in şu örneğine bakalım -sayılar benim eklememdir-. Varsayalım ki beyin hücresi değişimi olabiliyor -ayrıntılara gerek yok-. Yani beyninizdeki nöronlar, başka nöronlarla değişecek.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[4]</strong></span></sup> <em>&#8220;İnsan beyninde yaklaşık 100 milyar nöron vardır&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[5]</strong></span></sup> Hücreler tek tek değiştirilmeye başlanıyor. Burada benlik ne zaman değişmeye başlıyor, 1 hücre değiştiğinde mi, 100 değişim olduğunda mı, 1 milyonda mı, 1 milyarda mı, 50 milyarda mı, 99 milyarda mı!<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[4]</sup></strong></span></p>
<p>Halil Ata Bıçakçı (d. 1975) şunu söylemektedir: <em>&#8220;Benim düşüncem&#8230; benim bedenim&#8230; benim aklım, benim ruhum&#8230; </em>[derken buradaki]<em> &#8216;Ben kimim?'&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[6]</strong></span></sup> Çeşitleri arttıralım, benim bilincim, benim özüm, benim canım, benim beynim, benim vücudum, benim varlığım, benim yokluğum, benim hiçliğim vs. derken buradaki ben kim veya ne? Görüşüme göre buradaki ben, bir kelime oyunundan ibarettir, kelime oyunundan başka bir şey değildir ve bence &#8220;mutlak benlik&#8221; diye bir şey yoktur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynaklar</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> Jim Holt, age., s. 293-297, 301.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref2" name="_edn2"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span> Oytun Erbaş [Konuk], &#8220;Burası Haftasonu &#8211; 15 Aralık 2019&#8221;, [TV Programı], Sunucu: Oylum Talu, Burası Haftasonu, <em>Haber Türk TV</em>, YouTube, 15 Aralık 2019, &lt;<a href="https://www.youtube.com/watch?v=yTvAP93J6iA">https://www.youtube.com/watch?v=yTvAP93J6iA</a>&gt;, Erişim: 21 Şubat 2021, Süre Aralığı: 20.44-32.30 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20200414184923/https:/www.youtube.com/watch?v=yTvAP93J6iA">https://web.archive.org/web/20200414184923/https://www.youtube.com/watch?v=yTvAP93J6iA</a>].</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref3" name="_edn3"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[3]</strong></span> Oruç Aruoba, &#8220;Türkiye&#8217;de Filozof Yok mu? Oruç Aruoba Kimdi?&#8221;, <em>Dilozof</em> (Pelin Dilara Çolak), YouTube, 3 Haziran 2020, &lt;<a href="https://www.youtube.com/watch?v=eOph937ZDfk">https://www.youtube.com/watch?v=eOph937ZDfk</a>&gt;, Erişim: 22 Şubat 2021, Süre Aralığı: 00.00‑00.13 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20210310192207/https:/www.youtube.com/watch?v=eOph937ZDfk">https://web.archive.org/web/20210310192207/https://www.youtube.com/watch?v=eOph937ZDfk</a>].</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref4" name="_edn4"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[4]</strong></span> Jim Holt, age., s. 297-299.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref5" name="_edn5"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[5]</strong></span> Bülent Çiftpınar, &#8220;İkinci Dil Öğreniminde Beyin Temelli Kurgusal Yaklaşım&#8221;, <em>İlköğretim Online </em>[ISSN: 1305-3515], Cilt: 11, Sayı: 1, 2012, [PDF] &lt;<a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/90602">https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/90602</a>&gt;, Erişim: 22 Şubat 2021, s. 110 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221218183245/https:/dergipark.org.tr/tr/download/article-file/90602">https://web.archive.org/web/20221218183245/https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/90602</a>].</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref6" name="_edn6"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[6]</strong></span> Halil Ata Bıçakçı, &#8220;Yeniden Doğuş Ritüeli 2. Gün&#8221;, <em>Halil Ata Bıçakçı</em>, YouTube, 15 Mayıs 2020, &lt;<a href="https://www.youtube.com/watch?v=rZtlGmfm4mM">https://www.youtube.com/watch?v=rZtlGmfm4mM</a>&gt;, Erişim: 12 Ekim 2020, Süre Aralığı: 09.28-10.51 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221218184452/https:/www.youtube.com/watch?v=rZtlGmfm4mM">https://web.archive.org/web/20221218184452/https://www.youtube.com/watch?v=rZtlGmfm4mM</a>].</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
