<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kuantum &#8211; © Mutlak Bilim&#039;dir</title>
	<atom:link href="https://www.mutlakbilim.net/category/kuantum/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.mutlakbilim.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 14 Dec 2023 19:02:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.5.5</generator>

<image>
	<url>https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2018/06/cropped-siteikonubudur-32x32.png</url>
	<title>Kuantum &#8211; © Mutlak Bilim&#039;dir</title>
	<link>https://www.mutlakbilim.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Konu 60: Tanrı, Şeyler, Enformasyon, Panpsişizm, Axiarchic</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kuantum/tanri-seyler-enformasyon-panpsisizm-axiarchic/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:42:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12326</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Baruch Spinoza&#8217;ya (1632-1677) göre evren kendi kendisinin nedenidir (causa sui). Bütün gerçeklik tek bir sonsuz özden oluşur. Bu öze deniz dersek her bir şey bu denizin dalgalarından ibarettir. Deniz kalıcı, dalgalar geçicidir ama dalgaların özü de sudur. Bu sonsuz öz Deus ya da Natura&#8217;dır (Tanrı ya da Doğa). Tanrı doğadan ayrı değildir, doğayla birliktedir. Tanrı doğadır, doğa Tanrı&#8217;dır. Bu yüzden evren; sonsuz, ebedî ve kendi varlığının nedenidir. Burada evren bir dalga ama denize düştüğünde sonsuz oluyor. Bir rabbi (din adamı), Einstein&#8217;a, Tanrı&#8217;ya inanıyor musunuz, diye sordu, Einstein şu cevabı verdi: <em>&#8220;Kendisini var olan şeylerin düzenli uyumunda gösteren Spinoza&#8217;nın Tanrısı&#8217;na inanırım, insanların kaderleri ve eylemleriyle meşgul olan bir Tanrı&#8217;ya değil.&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup></p>
<p>Spinoza&#8217;nın &#8220;Ethica&#8221; adlı kitabındaki kendi aksiyomlarına bakalım -&#8220;Tanrı&#8221; adlı 1. bölümde geçiyor-. Bana göre önemli olanları seçtim. <em>&#8220;1. Var olan her şey ya kendi başına vardır, ya da başka bir şeye bağlı olarak. 2. Başka bir şey aracılığıyla kavranması mümkün olmayan bir şey kendi kendine kavranmak zorundadır. 3. Mevcut bir neden varsa bundan zorunlu olarak bir sonuç çıkar, ama mevcut bir neden yoksa bir sonuç çıkması da imk</em><em>â</em><em>nsızdır.&#8221;</em>.</p>
<p>Şimdi aynı bölümdeki kendi önermelerine bakalım. Bana göre önemli olanları seçtim. <em>&#8220;1. Töz, doğası gereği, hâllerinden öncedir. 6. Tek olan töz başka bir töz tarafından meydana getirilemez. 7. Var olmak tözün doğasına özgüdür. 8. </em>&#8230;<em>töz zorunlu olarak sonsuzdur. 11. Tanrı, yani her biri ezeli-ebedi ve sınırsız özünü ifade eden sonsuz sıfatlardan ibaret olan töz, zorunlu olarak vardır. 13. Mutlak anlamda sonsuz olan töz bölünemez. 14. Tanrı&#8217;dan başka bir töz ne var olabilir ne de kavranabilir. 15. Var olan her şey Tanrı&#8217;da vardır ve Tanrı olmadan hiçbir şey var olamaz ve kavranamaz. 16. Tanrısal doğanın zorunluluğundan sonsuz şekilde, sonsuz sayıda varlık (yani aklın sonsuz ufkuna d</em><em>â</em><em>hil olabilen her varlık) çıkmalıdır. 17. Tanrı kimsenin zorlamasıyla değil, sadece kendi doğasının yasalarına göre etki eder. 18. Tanrı her şeyin içkin nedenidir, geçici nedeni değildir. 19. Tanrı, ya da Tanrı&#8217;nın bütün sıfatları ezel</em><em>î</em><em> ve ebed</em><em>î</em><em>dir. 20. Tanrı&#8217;nın varoluşu ve özü bir ve aynıdır. 21. Tanrı&#8217;nın herhangi bir sıfatının mutlak doğasından çıkan her şey hep var olmak ve sonsuz olmak zorundadır, başka deyişle her şey söz konusu sıfattan dolayı ezel</em><em>î</em><em>-ebed</em><em>î</em><em> ve sınırsızdır. 22. Tanrı&#8217;nın herhangi bir sıfatından çıkan her şey, bu sıfat sayesinde zorunlu olarak var olan ve sonsuz olan bir nitelikle değişime uğradığında bile yine de zorunlu olarak var olmak ve sonsuz olmak durumundadır. 23. Zorunlu olarak var olan ve sonsuz olan her tavır, ya Tanrı&#8217;nın herhangi bir sıfatının mutlak doğasından zorunlu olarak çıkmalıdır ya da zorunlu olarak var olan ve sonsuz olan bir nitelikle değişime uğramış herhangi bir sıfatından. 26. Herhangi bir eyleme belirlenmiş bir şey, bu eyleme Tanrı tarafından zorunlu olarak belirlenmiştir, Tanrı tarafından belirlenmemiş bir şey kendi kendini bir eyleme belirleyemez. 29. Doğada olası hiçbir şey yoktur, tersine, her şey tanrısal doğanın zorunluluğu sonucunda belli bir şekilde var olmaya ve bir eyleme belirlenmiştir. 32. İradeye özgür neden denemez, sadece zorunlu neden denebilir. 35. Tanrı&#8217;nın kudretinde olması gerektiğini tasavvur ettiğimiz her şey zorunlu olarak vardır.&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span></sup></p>
<p>Şimdi, Spinoza&#8217;nın yine aynı kitabının &#8220;Zihnin Doğası ve Kökeni&#8221; adlı 2. bölümündeki -bana göre önemli olarak seçtiğim- yine kendi önermelerine bakalım. <em>&#8220;1. Düşünce Tanrı&#8217;nın bir sıfatıdır, yani Tanrı düşünen varlıktır. 2. Yer kaplama Tanrı&#8217;nın sıfatlarından biridir, başka deyişle, Tanrı yer kaplayan varlıktır. 3. Tanrı&#8217;da mutlaka hem kendi özünün hem de kendi özünden zorunlu olarak çıkan her varlığın fikri bulunur. 7. Fikirlerin düzeni ve bağlantısı, şeylerin düzeni ve bağlantısıyla aynıdır. 8. Var olmayan tekil şeylerin ya da tavırların fikirlerinin Tanrı&#8217;nın sonsuz fikrinde bulunduğu, tıpkı tekil şeylerin ya da tavırların biçimsel özlerinin Tanrı&#8217;nın sıfatlarında bulunduğunu idrak eder gibi idrak etmeliyiz. 20. Tanrı&#8217;da ayrıca insan zihniyle ilgili bir fikir ya da bilgi de bulunur, bu fikir, insan bedenine dair fikrin Tanrı&#8217;yla ilişkili olmasına benzer şekilde Tanrı&#8217;da bulunur ve aynı şekilde Tanrı&#8217;yla ilişkilidir. 33. Fikirlerde onlara yanlış dememizi doğrulayacak bir yan yoktur. 36. Yetersiz ve bulanık olan fikirler tam, yani açık ve seçik olan fikirler gibi aynı zorunluluğun eseridir. 45. Herhangi bir cisme ya da fiilen var olan tekil bir şeye ilişkin herhangi bir fikir, zorunlu olarak Tanrı&#8217;nın ezel</em><em>î-ebedî</em><em> ve sınırsız doğasını içerir. 48. Zihinde mutlak ya da özgür irade diye bir şey yoktur, sadece zihnin bir nedene bağlı olarak şu ya da bu seçimi yapması belirlenmiştir, aynı şekilde bu neden de başka bir nedene bağlı olarak belirlenmiştir</em>&#8230;<em> 49. Zihinde seçim diye bir şey yoktur, yani bir fikrin fikir olarak içerdiğinden başka bir olumlama ya da olumsuzlama yoktur.&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[3]</strong></span></sup></p>
<p>Ludwig Wittgenstein &#8220;Tractatus Logico-Philosophicus&#8221; adlı kitabında kendi fikirlerini maddeler hâlinde yazmıştır. Bana göre önemli olanlarını seçtim, şimdi bunlara bakalım. <em>&#8220;2.0121 </em>&#8230;<em> Nasıl uzamsal nesneleri uzam dışında, zamansal olanlarını da zaman dışında hiçbir biçimde düşünemiyorsak, aynı şekilde, hiçbir nesneyi başka nesnelerle bağlantı olanaklarının dışında düşünemeyiz. Nesneyi olgu bağlamının bağı içinde düşünebiliyorsam, onu bu bağın olanağı dışında düşünemem. 2.031 Olgu bağlamında nesneler birbirleriyle belirli bir tarzda bağlantı içindedirler. 2.063 Toplam gerçeklik, dünyadır. 2.161 Tasarım ile tasarımlananda özdeş bir şeyin bulunması gerekir ki biri ötekinin tasarımı olabilsin. 2.172 Kendi tasarım kurma biçiminin tasarımını ise kuramaz tasarım, onu serimler. 2.174 </em>&#8230;<em>tasarım, kendisini, kendi ortaya koyma biçiminin dışına koyamaz. 2.19 Mantıksal tasarım dünyanın tasarımını kurabilir. 3.03 Mantıksız olan hiçbir şeyi düşünemeyiz, çünkü o zaman mantıksız düşünmemiz gerekirdi. 3.13 </em>&#8230;<em> Tümcede anlamının biçimi içerilir, ama içeriği içerilmez. 3.221 </em>&#8230;<em> Bir tümce, bir şeyin ancak nasıl olduğunu söyleyebilir, ne olduğunu değil. 3.332 Hiçbir tümce kendi üzerine bir şey söyleyemez, çünkü tümce imi kendi kendisinin içinde kapsanamaz. 4.003 </em>&#8230; <em>şaşmamalı ki, en derin sorunlar aslında hiç de sorun değildir. 4.0031 Bütün felsefe &#8216;dil eleştirisi&#8217;dir.&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[4]</strong></span></sup></p>
<p>Düşünceme göredir. Hiçbir şey bilmiyorsun. Hiçbirimiz hiçbir şey bilmiyor. Zaten ortada bilinebilecek bir şey yok. Hepimiz saçmalıyoruz, hepsi bu.</p>
<p>Düşünceme göredir. Hiçbir şey olmasaydı, sadece matematik olsaydı, matematik kendinin matematik olduğunu anlayabilir miydi, yoksa pi sayısının sonsuzluğunda kayıp mı olurdu, yoksa kendini mi bulurdu, bu sonsuzluktan da evrenler mi çıkardı&#8230;</p>
<p>Bir makine yapmak için önce beynimizde düşünürüz, tasarlarız, sonra o makineyi yaparız, burada bilgi ürüne dönüşmüş olur, yani bilgiden ürün (yapı) oluşmuş olur, buna bilişim veya enformatik denir. Enformasyon ise kısaca bilgi demektir (Nişanyan Sözlük &#8220;Enformasyon&#8221; ve TDK, GTS ve TDK, BTS -Bilişim Terimleri Sözlüğü- &#8220;Bilişim&#8221;). Bilginin biçimlenmesi, bilginin işlenmesi, bilişim, bilgiden varlığın oluşması gibi anlamlara gelen (Nişanyan Sözlük &#8220;Enformasyon&#8221; ve TDK, GTS ve BTS &#8220;Bilişim&#8221;)<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[5]</strong></span></sup> <em>&#8220;it from bit (enformasyondan varoluşa)&#8221;</em> kavramının, varoluşun nasıl-ne(den)liğine dair ihtimallerden biri olabileciğini John Wheeler dile getirmişti. Wheeler, Feynman&#8217;a dersler vermiş ve Einstein ile de çalışmış bir fizikçidir. &#8220;It from bit&#8221; kavramında şu düşünüşler vardır. Bilimi bilim yapan şey fiziksel özelliklerin farklı olmasıdır, bu farkların ölçülmesidir. <em>&#8220;Dolayısıyla evrenin hâlleri, katışıksız </em>[arı, saf]<em> enformasyon hâlleri olarak görülebilir.&#8221;</em>. Astrofizikçi Arthur Stanley Eddington (1882-1944) şunu ileri sürmüştür: <em>&#8220;Fizikte ele alınan nesnelerin doğasına ilişkin bilgimiz sadece aygıtların göstergelerindeki işaretlerin okunmasından ileri gelmektedir.&#8221;</em>. Evrenin temeli enerjidir, enerjinin temeli de bilgidir, dolayısıyla enerji sözde bir olgudur. Evren, <em>&#8220;temelinde hiçbir madde bulunmayan katışıksız bir farklılık akışından başka bir şey değildir, enformasyon, varoluş için yeterlidir.&#8221;</em>. Edward Fredkin (d. 1934) ve Stephen Wolfram (d. 1959) evreni devasa bir simülasyon olarak düşünür. Evren &#8220;hücresel bir otomat&#8221;tır, bilgilerle fiziksel sonuçlar üretir. Burada bilgisayar benzeri bir şey mevcuttur ama fizikçi Frank Jennings Tipler&#8217;in (d. 1947) görüşünde bilgisayara bile gerek yoktur. Tipler&#8217;e göre kozmos, donanımın olmadığı yazılımdan oluşur, var olur, kozmos yazılımdır. Bir bilgisayar programının özü <em>&#8220;bir sayı dizisi girdisini, bir sayı dizisi çıktısına dönüştüren bir kuraldır.&#8221;</em>, fiziksel evrenin simülasyonu da sayı dizileridir, &#8220;katışıksız matematiksel bir&#8221; oluşumdur, matematiksel ilişkiler ağıdır. Tipler <em>&#8220;En temel ontolojik düzeyde, fiziksel evren bir kavramdır.&#8221;</em> der.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[5]</sup></strong></span></p>
<p>İnsan zihni hakkında şunu söyleyebilirim. İnsan evrimle oluşmuştur ve evrende oluşmuştur, &#8220;Ee!&#8221;, o zaman insan zihni, &#8220;evren her ne olursa olsun&#8221; evrende oluştuğuna göre, evren, insan zihnini öyle veya böyle simüle etmiştir zaten.</p>
<p><em>&#8220;İdealist felsefe, var olan her şeyi &#8216;düşünce&#8217;ye bağlayıp ondan türeten, düşünce dışında nesnel bir gerçekliğin var olmadığını, başka bir deyişle düşünceden bağımsız bir varlığın ya da maddi gerçekliğin bulunmadığını dile getiren felsefe akımıdır.&#8221;</em><sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[6]</strong></span></sup> ya da <em>&#8220;</em>&#8230;<em>idealizm geniş anlamda her türlü varlığı, düşüncenin ürünü ya da düşüncenin kendisi sayan bütün öğretileri kapsar.&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[7]</strong></span></sup> <em>&#8220;Materyalist felsefe ise, her şeyin maddeden oluştuğunu ve bilinç de dahil olmak üzere bütün görüngülerin maddi etkileşimler sonucu oluştuğunu öne süren, a priori (deneyimden önce-önsel) olan hiçbir metafiziksel </em>[fizik dışı]<em> kavramı kabul etmeyen felsefi kuramdır. Bir diğer deyişle madde, var olan tek tözdür ve madde tek veya esas gerçekliktir. Felsefenin ilk çıkış noktasında maddeci yaklaşım vardır.&#8221;</em>.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[6]</sup></strong></span> Düalist felsefe <em>&#8220;</em>&#8230;<em>evrenin iki ayrı tözden oluştuğu fikrini merkeze almaktadır. Zihin ve madde birbirinden bağımsız&#8221;</em><sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[8]</strong></span></sup> ya da &#8220;birbirini etkileyen&#8221;<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[6]</sup></strong></span> <em>&#8220;varoluşa sahip iki ayrı tözdür.&#8221;</em>.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[8]</sup></strong></span> Çift görünüm ve özdeşlik felsefesi, <em>&#8220;beden ve zihin bir üçüncü varlığın iki ayrı yönü olarak değerlendirilmiştir.&#8221;</em>.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[6]</sup></strong></span> Agnostik gizemcilik, <em>&#8220;bilincin doğasını ilkece bilme imkanımız olmadığını dile getir</em>[ir]<em>&#8220;</em>. <em>&#8220;Panpsişizm, var olan her şeyin farklı derecelerde bilince sahip olduğunu, başka bir deyişle de var olan her şeyin zihinsellik niteliği taşıdığı fikrini savunmaktadır.&#8221;</em>.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[8]</sup></strong></span></p>
<p>Panpsişizme göre bilinç temeldir, sonradan oluşmamıştır, <em>&#8220;oluş sürecinin başından itibaren vardır&#8221;</em>. Her varlıkta belli derecelerde bilinç vardır. <em>&#8220;Bir parçacıktan insana değin bilinç, evrenin her köşesinde bulunur. Buna göre, bilincin farklı tezahürleri (atom bilinci, hücre bilinci, kedi bilinci, insan bilinci, vd.) aynı tema üzerindeki varyasyonlardır, denilebilir.&#8221;</em>. Atom altı parçacıklarda, tekli atomlarda bilinç neredeyse önemsizdir, atomların birleşmesiyle bilinç de gittikçe artar, atomlar ne kadar karmaşık birleşirse -örneğin beyin gibi- bilinç seviyesi de o kadar yükselir.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[9]</strong></span></sup> Bu görüşü savunanlar bunun, kuantum dolanıklılığıyla bağlantılı olabileceğini de düşünür. Kuantum dolanıklılığında parçacıklar, dolanık hâle girdiklerinde <em>&#8220;bireysel kimliklerini kaybedip birleşik bir sistem gibi hareket etmeye başlar&#8221;</em>. Fizikte kuantum dolanıklılığında <em>&#8220;bütün</em>[ün]<em>, parçaların toplamından daha fazlası hâline&#8221;</em> gelmesi diye bir durum düşünülebileceğinden, buradaki &#8220;daha fazla hâl&#8221; bilinçle ilişkilendirilebileceğinden ve evrenin oluşum süreci düşünüldüğünde evrenin tamamının bir evrensel bilinç olabileceği ve dolayısıyla evrendeki küçükten büyüğe her parçanın da bu evrensel bilincin sözde farklı varyeteleri -küçükten büyüğe, düşük dereceden yüksek dereceye, basitten karmaşığa farklı bilinç hâlleri- olduğu düşünülebilinir. (Kitabı buraya kadar okuyanlar, bu cümlede ne demek istediğimi çok iyi anlamıştır, diye düşünüyorum.) Thomas Nagel, David John Chalmers (d. 1966), William James, Roger Penrose gibi isimler panpsişizme yakın olanlar arasındadır.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[9][10]</sup></strong></span> [Yorumuma göre, belki de bir yerde olan bir olayın genişleyerek daha büyük bir olaya yankılanması, örneğin ABD&#8217;de kendini bilmez bir polisin siyahi birini -George Perry Floyd (1973-2020)- yok yere öldürmesiyle orada başlayan gösterilerin tüm dünyaya yayılması, &#8220;selfie&#8221; çekiminin tüm dünyaya yayılması vd., kuantum dolanıklılığı veya benzeri başka bir tuhaflıktan ötürü oluyor olabilir.]</p>
<p><em>&#8220;Nötral monizm ise bunların </em>[yani evrenin, varoluşun, varlığın özünün, neliğinin]<em> ne maddesel/fiziksel ne de zihinsel olduğunu fakat ikisinin ötesinde, onlara benzemeyen (bu nedenle nötr) ve bilinemeyen üçüncü bir töz olduklarını ileri sürer. Buna göre, madde ve zihin onlardan daha temel olan nötral</em>&#8230;<em>den türerler.&#8221;</em> (olgusallaşırlar, aksiyomlanırlar ya da evrenin sıfır enerji durumunu, kuantumu hatırlayın vs., belki de daha ekstrem bilmem nesi.). Fizikçi Louis de Broglie&#8217;nin (1892-1987) ifade ettiği gibi <em>&#8220;&#8216;&#8230;bilince ve maddeye aynı şeyin farklı yönleri&#8217; olarak bakmamız icap edecektir.&#8221;</em> (Bu üç nokta kaynakta vardı.).<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[9]</sup></strong></span></p>
<p>Şimdi, kozmolog John Andrew Leslie&#8217;ye (d. 1940) bakalım. Onun &#8220;axiarchic&#8221; görüşüne göre, gerçeklik, bizim varmak istediğimiz gibi bir gerçeklik değildir. Bütün, parçalarının toplamından daha büyüktür. Sonsuz sayıda, sonsuz zihin vardır, bu zihinlerden her biri her şeyi bilir. Bizim evrenimiz, bu zihinlerden birinin &#8220;düşüncesi&#8221;dir. Sonsuz bir zihin, sonsuz sayıda evreni düşünür. Tüm olasılıkları düşünür. Bu yüzden bizim evrenimizde olan kötülükler de -yani evrenimizin kötücüle yakın olması da- bu olasılıklardan biridir. Sonsuz evren skalasında iyi evrenler-kötü evrenler bakımından her olasılık vardır. Tüm evrenler, bu <em>&#8220;zihindeki düşünsel örüntüler gibi bir arada&#8221;</em> bulunur. Bu zihin eğer tüm evrenleri aynı düşünseydi, o zaman &#8220;değer&#8221; diye bir şey olmazdı. Bir sergide tüm tablolar aynıysa o sergi hiçbir işe yaramaz. Sonsuz zihin <em>&#8220;bütün kozmik örüntüleri düşünen bir zihindir&#8221;</em>. Her evren gerçekliğe, küçük bir değer katkısında bulunur. Sergideki en kötü tablo bile iyi tabloların değerinin anlaşılmasını sağlar. Her evren gerçekliğin bir parçasıdır. Platon ve Leslie&#8217;ye göre &#8220;iyilik&#8221; mantıksal değil, zorunlu bir varoluştur. İyilik, hiçlikten ötedir, hiçbir şeyin var olmamasını iyilik engeller, bu, etik gerekliliktir. Leslie bu görüşlerini, Platon&#8217;un &#8220;mükemmel bir varlık olan iyilik&#8221;inden türettiğini kendisi söylemiştir. Leslie&#8217;ye göre, içinde bulunduğu şeyi açıklamaya çalışan bir şey, açıklanacak şeyin içinde olduğu için, açıklanacak şeyin bir parçası olduğu için açıklama yapılamaz. Spinoza <em>&#8220;her şeyi yaratan şeyin &#8216;değer&#8217; olduğu&#8221;</em>nu düşünüyordu, yani her bir şey değerliydi, iyiydi. O, her şeyi yaratan bu &#8220;değer&#8221;i, sonsuz bir öze benzeterek anlatmaya çalıştı. Onun etkilendiği isimler arasında Platon da vardır. Yine Leslie&#8217;nin ifadesine göre, tutarlılık küçük zihinlerin erdemidir, büyük bir zihin her yerde tutarsızdır. Değer, zihinden ötedir. Bir şeylerin olması için -zihin vs. gibi- belli şeylere ihtiyaç yoktur, &#8220;değer&#8221; kendiliğinden yeterlidir. Burada bir &#8220;ilk neden&#8221; de aranamaz, çünkü bu bir olgudur, gerekçedir, gerekliliktir. Bu, &#8220;olay nedenselliği&#8221;, &#8220;amil (fail, özne) nedenselliği&#8221; ve -veya- &#8220;mantıksal nedensellik&#8221; değildir, bu, &#8220;olgusal nedensellik&#8221; olduğu için soyut bir gerekçedir. Bu gerekçe de <em>&#8220;nedensel </em>[bir]<em> açıklama</em>&#8230; [ve]<em> döngüsel olmayan bir çözüm&#8221;</em> sunar. Mantıksal nedensellikte bir şey, bir şeyden sebep-sonuç olarak var olur, ama olgusal nedensellikte bir şeyin var olması gereklilik ve -ya da- zorunluluk bağlamında &#8220;kendiliğinden&#8221; soyut bir gerekçeliliktir.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[11]</strong></span></sup></p>
<p>Filozof Richard Granville Swinburne&#8217;e (d. 1934) göre, <em>&#8220;zorunlu ahlaki doğrular analitik doğrular olup olumsuzlanması tutarsızlıkla, çelişkiyle sonuçlanan doğrulardır ve bunların doğruluğu Tanrı&#8217;nın iradesinin dışında olabilir.&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[12]</strong></span></sup> Ben de -tam bu noktada- şu soruyu sorarım: &#8220;İyiliğin zorunlu olması, Tanrı&#8217;nın iradesi dışında mıdır?&#8221; A) Evet B) Hayır. Eğer evetse &#8220;İyilik&#8221; Tanrı&#8217;dan daha büyük olmaz mı, yani &#8220;İyilik&#8221;in ta kendisi aslında Tanrı olmaz mı! Eğer hayırsa iyilik ezelî ve ebedî değildir, o hâlde Tanrı mutlak iyi değildir, sonucu çıkmaz mı!</p>
<p>Filozof David Hume&#8217;un &#8220;nedensellik&#8221; hakkındaki görüşlerine bakalım. <em>&#8220;Tüm fikirlerimiz izlenimlerimizin kopyalarıdır.&#8221;</em>. Düşündüklerimiz algıladıklarımızdandır. Nedensellik, bize aklımızın bir oyunudur. Tabiatta nedensellik (sebep-sonuç) yoktur. Etrafımızdaki gördüğümüz olayların birbirini takip etmesi -aynı şeylerin aynı şeyleri takip etmesi, tekrarlanması-, bizde algılayamadığımız -deneyimleyemediğimiz- sözde bir sebep-sonuç algısı yaratır, bu algı da alışkanlık olarak bizde devam eder ve her bir şeyde zorunlu bir sebep-sonuç ararız, düşüncelerimizdeki bu alışkanlıkla her bir şeye sebep-sonuç olarak bakarız, hâlbuki bu sadece bir alışkanlıktır, şekillenen düşünsel eğilimimizdir, bu düşünsel yanılsamamızı doğaya da yansıtma isteğimizdir. Tabiattaki şeyler arasında sebep-sonuç bağlantısı yoktur, zorunlu bir bağlantı yoktur, çünkü olaylar sürekli bir aradadır. <em>&#8220;</em>&#8230;<em>&#8216;nedensellik&#8217; ilkesi doğayı kendi düşüncemize uygun olarak yorumlama sırasında başvurduğumuz ve zaten kendisi de düşünce kaynaklı olan bir ilkedir.&#8221;</em> yani neden-sonuç bir insan uydurmasıdır. <em>&#8220;&#8230;varoluşu bir başka&#8221;</em> şeyin <em>&#8220;varoluşunu gerektiren hiçbir&#8221;</em> şey yoktur. Hiçbir şey birbiriyle bağlantılı değildir, her bir şey ayrıdır. Kısaca, bir olayda olan neden-sonucu görürüz ama bu bir yanılsamadır, çünkü o olaydaki neden-sonucun ta kendisini elimizle tutamadığımızdan, gözümüzle göremediğimizden vs. (deney ve duyumlayamadığımızdan) bu, insanın bir düşüdür. Dolayısıyla &#8220;neden&#8221; kavramı önemsiz ve anlamsızdır.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[13]</strong></span></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynaklar</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> age., s. 44.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref2" name="_edn2"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span> Benedictus de Spinoza (Baruch Spinoza), <em>&#8220;Ethica: Geometrik Yöntemle Kanıtlanmış ve Beş Bölüme Ayrılmış Ahlak&#8221; </em>[ISBN: 978-975-997-209-7], Çeviren: Çiğdem Dürüşken, Kabalcı Yayınevi: 339, Felsefe Dizini: 45, 1. Baskı, Nisan 2012, İstanbul, s. 28-31, 36, 40, 41, 47, 48, 52, 53, 55, 58, 60, 62, 69.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref3" name="_edn3"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[3]</strong></span> age., s. 83, 84, 87, 89, 111, 120, 122, 134, 135, 137, 139.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref4" name="_edn4"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[4]</strong></span> Ludwig Wittgenstein, <em>&#8220;Tractatus Logico-Philosophicus&#8221; </em>[ISBN: 978-975-342-559-9], Çeviren: Oruç Aruoba, Metis Yayınları, 7. Baskı, Ekim 2013, İstanbul, s. 17, 21, 23, 25, 27, 29, 33, 41, 47.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref5" name="_edn5"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[5]</strong></span> Jim Holt, age., s. 220-222.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref6" name="_edn6"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[6]</strong></span> Hamdi Korkman, &#8220;İlkçağ&#8217;dan Başlayarak Bilimsel Düşüncenin Gelişim Seyri İçerisinde Psikoloji&#8217;nin Yeri&#8221;, <em>Asya Öğretim Dergisi </em>[e-ISSN: 2148-2659], Cilt: 3, Sayı: 1, 2015, [PDF] &lt;<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/17646">https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/17646</a>&gt;, Erişim: 27 Şubat 2021, s. 2, 15, 16 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221218183521/https:/dergipark.org.tr/en/download/article-file/17646">https://web.archive.org/web/20221218183521/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/17646</a>].</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref7" name="_edn7"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[7]</strong></span> Meral Gülkaya Timurturkan, &#8220;Felsefi Bedenden Sosyolojik Bedene&#8221;, <em>ETHOS: Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar </em>[e-ISSN 1309-1328], Cilt: 1, Sayı: 1, Temmuz 2008, [PDF] &lt;<a href="http://ethosfelsefe.com/sites/default/files/2021-09/FELSEFI%20BEDENDEN%20SOSYOLOJIK%20BEDENE%5b1%5d.pdf">http://ethosfelsefe.com/sites/default/files/2021-09/FELSEFI%20BEDENDEN%20SOSYOLOJIK%20BEDENE[1].pdf</a>&gt;, Erişim: 27 Şubat 2021, s. 3 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20220209161317/http:/ethosfelsefe.com/sites/default/files/2021-09/FELSEFI%20BEDENDEN%20SOSYOLOJIK%20BEDENE%5b1%5d.pdf">https://web.archive.org/web/20220209161317/http://ethosfelsefe.com/sites/default/files/2021-09/FELSEFI%20BEDENDEN%20SOSYOLOJIK%20BEDENE[1].pdf</a>].</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref8" name="_edn8"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[8]</strong></span> Mehtap Doğan, &#8220;Bilincin Doğasına Yönelik Beş Temel Yaklaşımın Bir Değerlendirmesi&#8221;, <em>MetaZihin: Yapay Zeka ve Zihin Felsefesi Dergisi </em>[ISSN: 2651‑2963], Cilt: 1, Sayı: 1, Haziran 2018, [PDF] &lt;<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/959896">https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/959896</a>&gt;, Erişim: 27 Şubat 2021, s. 26 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221218183725/https:/dergipark.org.tr/en/download/article-file/959896">https://web.archive.org/web/20221218183725/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/959896</a>].</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref9" name="_edn9"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[9]</strong></span> Ferhat Onur, &#8220;Bilinç Problemi ve Panpsişizm&#8221;, <em>MetaZihin: Yapay Zeka ve Zihin Felsefesi Dergisi </em>[ISSN: 2651-2963], Cilt: 2, Sayı: 1, Haziran 2019, [PDF] &lt;<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/750755">https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/750755</a>&gt;, Erişim: 28 Şubat 2021, s. 73‑76 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221218183818/https:/dergipark.org.tr/en/download/article-file/750755">https://web.archive.org/web/20221218183818/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/750755</a>].</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref10" name="_edn10"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[10]</strong></span> Jim Holt, age., s. 225-228 (&#8220;bireysel kimliklerini kaybedip&#8230;&#8221; ve &#8220;bütün[ün], parçaların toplamından&#8230;&#8221; alıntıları Holt&#8217;tandır, 334. sonnottan değil.).</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref11" name="_edn11"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[11]</strong></span> age., s. 232-235, 237-239, 244, 245.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref12" name="_edn12"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[12]</strong></span> Ferhat Akdemir, &#8220;Ahlâki Normların Ontolojik Kaynağı ve Epistemolojik Değeri Bağlamında Din/Tanrı‐Ahlâk İlişkisi&#8221;, <em>Muhafazak</em><em>âr D</em><em>üşünce </em>[ISSN: 1304-8864], Yıl: 5, Sayı: 19-20, Kış-Bahar 2009, [PDF] &lt;<a href="https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1181727">https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1181727</a>&gt;, Erişim: 1 Mart 2021, s. 47 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221218183923/https:/dergipark.org.tr/en/download/article-file/1181727">https://web.archive.org/web/20221218183923/https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1181727</a>].</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref13" name="_edn13"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[13]</strong></span> Mehmet Demirtaş, &#8220;&#8216;Her Değişmenin Bir Nedeni Vardır&#8217; Sentetik A Priori Önermesi Doğrultusunda Kant, Hume ve Gazali&#8217;de Nedensellik İlkesi&#8221;, <em>Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi </em>[ISSN: 1301-1197], Cilt: 18, Sayı: 2, 2014, [PDF] &lt;<a href="https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/220998">https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/220998</a>&gt;, Erişim: 1 Mart 2021, s. 370‑376 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20200214232544/https:/dergipark.org.tr/tr/download/article-file/220998">https://web.archive.org/web/20200214232544/https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/220998</a>] [<a href="https://doi.org/10.18505/cuifd.254729">https://doi.org/10.18505/cuifd.254729</a>].</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 46: Çoklu Evrenler: Paralel Evrenler ve Şişmeye Dayalı Evrenler</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kuantum/coklu-evrenler-paralel-evrenler-ve-sismeye-dayali-evrenler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:30:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12299</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Büyük Patlama&#8217;dan arta kalan ve evrenin her tarafına eşit olarak yayılmış, gözle görülmeyen bir ışıma -enerji- vardır. Buna fon ışınımı -kozmik mikrodalga arka plan fon ışıması- denilir. Bu, Büyük Patlama&#8217;nın olduğunu kanıtlar.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup> Televizyonda ayarlama yaparken görünen siyah-beyaz parazitliğin ∼%10&#8217;una, aslında Büyük Patlama&#8217;dan arta kalan bu fotonlar -fon ışıması- neden olmaktadır. Çok evren olduğunu savunanların savunduklarından biri şudur: Fon ışıması, içinde yaşadığımız tüm evrenleri barındıran <em>&#8220;uzayın sonsuz olduğunu ve maddenin bu uzayda rastgele yayıldığını göstermektedir&#8221;</em>: Bu da şunu doğurur, 10 üssü 280 (10<sup>280</sup>) ışık yılı ötede sizin bir kopyanız vardır. Kopyanızın bulunduğu yer, başka bir evrendir. Işık hızını aşamayacağımızdan bu evrenlere gitmemiz söz konusu değildir.</p>
<p>Çoklu evrenler ayran (gazoz) köpüğü gibi baloncuk hâlinde birbirinden yalıtılmışlardır. Bu evrenler zemindeki mayadan, baloncuklar hâlinde durmadan doğar. Bu maya, hiçlik değildir, var olan karışık-karmaşık bir olgudur.<span style="color: #ff0000;"><sup><strong>[2]</strong></sup></span> Hiçlik kavramını daha önceden kimse görmedi, şu an, hiçlik budur, diyebileceğimiz hiçbir şey yoktur, belki de hiçlik insanların uydurduğu soyut bir kavramdır.<span style="color: #ff0000;"><sup><strong>[3]</strong></sup></span></p>
<p>Çoklu evrenlerde fizik kanunları, değerlerde farklı sayılar alabilir. Örneğin, zaman ve mekân gibi onlardan farklı boyutlar ya da kuvvetlerin değerlerinin değişmesi gibi. Bu farklılıklar -rastgelelikler- evrenlerin baloncuk hâlinde doğuşu sırasındaki kuantum dalgalanmalarından oluşur. Buna bağlı olarak bu evrenlerde bizim gibi zeki canlıların olduğu evrenlerin sayısı oldukça azdır. Bu sonsuz olasılıklar zincirinde hiçbir evrende özel olarak ayarlanmış bir &#8220;ince ayar&#8221; (hassas bir ayar) olduğu söylenemez.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[2]</sup></strong></span> Hiçbir evren tasarlanarak oluşturulamaz.<span style="color: #ff0000;"><sup><strong>[4]</strong></sup></span> Olasılıklar kuantum sayesinde oluşur. Bu olasılıklar, her bir evren, <em>&#8220;her saniye, hepsi de aynı derecede gerçek 10 üssü 100&#8221;</em> (10<sup>100</sup>) kadar kopyaya ayrılır. Kuantum kuramı, bu evrenlerin etkileştiğini söyler. Ama bunların <em>&#8220;gerçeklikleri deneysel olarak gözlenemez&#8221;</em>.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[2]</sup></strong></span> Bir zar alalım ve atalım, diyelim ki 2 geldi, peki ama diğer olasılıklar 1, 3, 4, 5 ve 6 nereye gitti, işte onlar da paralel evrenlerde oluştu.<span style="color: #ff0000;"><sup><strong>[5]</strong></sup></span></p>
<p>Sınanabilir tahminler çoklu evrenlerin olduğunu tam olarak kanıtlayamasa da -fizikte şu an için yapılan kanıtlamalarla- çoğu tahmin bu olguyu desteklemektedir, yani fizikteki kanıtlanmış şeyler bizi çoklu evrenlerin varlığına götürüyor.</p>
<p>Çoklu evren kuramları 2 tanedir. Birincisi &#8220;kuantum çoklu evreni&#8221; buna paralel evrenler, çok dünyalı yorum veya birçok dünya yorumu denilir. Kuantum tuhaflığı burada anlamlı kılınır. <em>&#8220;&#8230; &#8216;kuantum çoklu evreni&#8217;, kuantum ölçümünün farklı olası sonuçlarının hepsinin de bir tür daha geniş çaplı gerçeklikte bir arada mevcut olan paralel evrenlere tekabül ettiğini söyler.&#8221;</em>. İkincisi &#8220;şişmeye dayalı çoklu evren&#8221;dir. Bu, diğerine göre <em>&#8220;tam tersine, kozmolojik değerlendirmelerle </em>[yani büyük ölçekler kullanılarak]<em> ileri sürülmüştür. Böyle bir evren, her biri kendi Büyük Patlaması&#8217;yla ilksel bir kaostan doğan bir baloncuk evrenler sonsuzluğunu kucaklar. Şişmeye dayalı çoklu evreni oluşturan dünyalar birbirlerinden, ışık hızıyla genişledikleri için aşılması imkânsız uzay bölgeleriyle ayrılmıştır. Oysa tersine, kuantum çoklu evrenini oluşturan dünyalarsa birbirlerinden&#8230; </em>[bu üç nokta kaynakta var]<em> eh bunu kimse doğru dürüst bilmiyor </em>[burada konuşan Jim Holt -d. 1954-]<em>. Kuantum dünyalarının birbirlerinden &#8216;dallandığı&#8217; görüntüsü bir anlamda birbirlerine yaklaştıklarını düşündürür; bu gibi paralel dünyaların (çift kesik </em>[çift yarık]<em> deneyinde olduğu gibi) hiç olmadığı kadar birbirleriyle yakın bir itiş kakış hâlinde olması mefhumu da öyle.&#8221;</em>.<span style="color: #ff0000;"><strong><sup>[2]</sup></strong></span></p>
<p>Paralel evrenlere (birçok dünya yorumuna) biraz daha bakalım. Burada, olasılık dalgalarının sonsuz olasılıklarının sonsuz sayıdaki evrenlerde gerçekleşmesi söz konusudur. Olasılık dalgasının çökmesi reddedilir veya olasılık dalgasının -bir kere değil- sonsuz kere çöktüğü kabul edilir. Sadece bir parçacığın olasılık dalgasında (dalga fonksiyonunda) sonsuz tane olasılık vardır.</p>
<p>Size paralel evrenleri şu şekildeki açıklamamla anlatabilirim. Şimdi bu (bir) parçacığın sonsuz olasılıklarının sonsuz sayıdaki evrende gerçekleştiğini düşünün -yani diğer hiçbir şey değişmeden sadece o tek parçacığın değiştiği sonsuz tane evren-. Şimdi sıkı durun! Evrendeki tüm parçacıkların yine bu şekilde ayrı olarak sonsuz sayıda evrende gerçekleştiğini düşünün. Yetmez! Tüm parçacıkların sonsuz olasılıklarının -değişenlerin değiştiği, değişmeyenlerin değişmediği ve her şeyin değiştiği, yani bu şekilde tüm kombinasyonların, permütasyonların vs.nin- yine ayrı olarak sonsuz sayıdaki evrende gerçekleştiğini düşünün. Bu da yetmez! Buraya kadar mikroydu, daha makro var. Tüm parçacıkların her türlü küçükten her türlü büyüğe kadar makro olarak sonsuz sayıdaki farklı birleşmiş hâllerdeki bir arada bulunmalarının da -yani bu şekilde tüm kombinasyonlarının, permütasyonlarının vs.nin- yine ayrı olarak sonsuz sayıda evrende gerçekleştiğini düşünün. Yine yetmez! Bunların ve daha fazlasının her türlü kombinasyonlarının, permütasyonlarının vesairenin de yine ayrı olarak sonsuz sayıda evrende gerçekleştiğini düşünün. Tüm bu sonsuz evrenleri ve daha fazlasını toplayın, sonuç, akıl almaz, delicesine bir sonsuzlukta sonsuz evrenler, alın size paralel evrenler. Birçok dünya yorumundaki  her paralel evren somuttur, gerçektir.</p>
<p>Bir üstte anlattıklarımın neredeyse sıfırına yakınını içeren birkaç küçük örneğimi veriyorum. Mesela bir paralel evrende sen, elini kulağına götürüyorken diğerinde saçına götürüyor olabilirsin. Birinde yemek yerken diğerinde yolda yürüyor olabilirsin. Bir diğerinde cumhurbaşkanı iken diğerinde idam edilmiş olabilirsin. Hatta bir diğerinde dinozorları yok eden gök taşı Dünya&#8217;ya çarpmadı ve senin de aralarında bulunduğun son kalan on kişilik bir insan grubuyla dinozorlardan kaçıyor olabilirsiniz. Başka bir paralel evrende de Dünya gezegeni oluşmamış olabilir. Bu şekilde veya daha ekstrem olarak aklınıza gelebilecek sonsuz sayıda olasılık düşünebilirsiniz ve aklınıza gelemeyecek sonsuz sayıda olasılığın da olduğunu unutmayın, onlar da vardır.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[6]</strong></span></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynaklar</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> age., s. 17, 257, 276, 349, 353, 374-377, 515-517, 613, 614, 637.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref2" name="_edn2"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span> Jim Holt, age., s. 36, 116, 182, 192-197.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref3" name="_edn3"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[3]</strong></span> Bu cümle için (bu cümlenin daha iyi anlaşılması için ya da bu sonuca varabilmek için) şu kitabın tamamını okumalısınız: Jim Holt, <em>&#8220;Dünya Neden Var?..&#8221;</em>.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref4" name="_edn4"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[4]</strong></span> Şu sonnotlara bakınız: 300, 316.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref5" name="_edn5"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[5]</strong></span> Erdem Akyüz, <em>Inspeak</em>, &#8220;Academia&#8221; [Inspeak adlı çoklu katılımcı sesli sohbet programındaki Academia odası], Türkiye, 2011 [linksiz durum]. (Üniversitede fizik hocasının ona bunu söylediğini bana söylemişti. Akyüz, fiziğe tutkulu bir arkadaşımdır.) (Bunun linksiz olmasının sebebi, bilgisayara indirilen sesli sohbet uygulamalarında link olmamasıdır, en azından burada öyleydi.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref6" name="_edn6"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[6]</strong></span> Brian Greene, <em>&#8220;Evrenin Dokusu&#8230;&#8221;</em>, age., s. 251, 254, 261, 543, 549-551, 612, 613.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 45: Gerçeklik Diye Bir Şey Yoktur</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kuantum/gerceklik-diye-bir-sey-yoktur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:29:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12297</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Klasik ve göreli fiziğe göre eğer bir cismin belirli bir andaki konumunu ve doğrusal (sabit) hızını biliyorsak bu cismin geçmişte veya gelecekte herhangi bir andaki konumlarını ve doğrusal hızlarını biliriz: Ayrıca, bir cismin -her ne yapıyor olursa olsun, yaptığı şeye neden olan tüm şeyleri hesaplarsak yani- şimdiki durumunu net olarak biliyorsak -veya evrendeki her şeyi şu an hesaplarsak evrenin tüm- geçmiş, şimdi ve gelecek durumlarını da net olarak biliriz. Ama gerçekte bu yanlıştır, cevabı kuantum fiziğindedir, çünkü kuantumun özünde geçmiş, şimdi ve gelecek yoktur, yani sebep-sonuç ilişkisi yoktur. Kuantumda parçacıkların konum ve hızını aynı anda Belirsizlik ilkesi gereği ölçemeyeceğimizi anlatmıştık, iş burada bitmiyor, bir parçacığın ne konumu ne de hızı -kısmî veya daha üst bir değerde ölçülse bile- tam olarak ölçülemez, kesin olarak bilinemez. Kuantumda kesinlik yoktur, bulanık bir gerçeklik vardır. İzole deneylerde bile sonuç tam bir kesinlikle tahmin edilemez. Belirsizlik (ve ilkesi) mikro ve makrodaki her şey için geçerlidir, mikroda önemli bir düzeydedir, makroda -cismin büyüklüğü ne kadar olursa olsun- önemsize yakındır. Klasik fizikte (Newton) gerçeklik sabit (değişmeyen) bir gerçekliktir, göreli fizikte (Einstein) gerçeklik göreli (değişen) bir gerçekliktir, kuantumda ise gerçeklik, algıladığımız gerçeklik diye bir şeyin olmadığını söyler. Biz bunlardan çok ama çok büyük bir oranda klasik fizikteki gerçekliği algılıyoruz ve ona gerçek diyoruz.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup> Görüşüme göre klasik ve göreli fizikten yola çıkarak &#8220;gerçeklik&#8221; dediğimiz şey sözde bir yanılsamadır, peki ama o zaman kuantum mu gerçektir, hayır, kuantumun belirsiz olması, gerçekliği bile ortadan kaldırıyor, yani bence, gerçeklik hem var hem de yok, demiyorum, ne var ne de yok, diyorum, çünkü bir şeye yok diyebilmemiz için onun karşısında yalandan da olsa bir şey(ler) olması lazım, bu yüzden gerçeklik kavramı diye bir kavram bile ortada yok.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynak</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> Brian Greene, <em>&#8220;Evrenin Dokusu&#8230;&#8221;</em>, age., s. 5, 12, 13, 95-97, 100, 126, 127, 129, 138, 157, 161-169, 168, 170, 218, 219, 222-225, 233, 398, 610, 612.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 44: Görüntüler Hakkında</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kuantum/goruntuler-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:28:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12294</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Elektronlar atom merkezi (çekirdek) çevresinde kendi üstüne kapanan ve titreşen dalgalardır. Elektron, Ay&#8217;ın Dünya etrafında bir yörüngede döndüğü gibi hareket etmez. Elektron her an için o yörüngenin tamamında bulunarak yukarı ve aşağı titreşen bir dalgadır. Elektron hem parçacık hem de dalgadır (dalga-parçacık). Parçacık, bu titreşimlerin güçlü olduğu yerlerde daha çok bulunur. Titreşimler dalga fonksiyonu olarak adlandırılır. Parçacıkların titreşimi sabit değildir, değişkendir. Titreşimler sayesinde Belirsizlik ilkesine göre parçacıkların konumu ve hızı aynı anda yoktur. Bunu, izlediği belirli bir yolu olmayan, belirli bir hızı da olmayan bir &#8220;bulut&#8221; gibi düşünebiliriz.</p>
<p>Şimdi, gerek dağınımda olsun gerekse de parçacıkların çökmesinde olsun cisimlerin nasıl belirgin, görünür olduğunu yani nasıl var olduğunu ya da varın nasıl var olduğunu veya varlığın ne olduğunu -elbette ki bilimsel bilgilerlerle tutarlı olarak- kendime ait &#8220;3 Cisim&#8221; örneğimle açıklayacağım. Makro cisimler birbirini çökerten, bir arada bulunan parçacıklardan oluşur ve bu sayede belirgin, görünür olur. Normal koşullarda (şartlarda) nasıl bulunuyorsa o hâlde bulunan katı, sıvı ve gaz yapısında 3 tane birer metreküp hacimli cismimiz olsun. Yani, yerde bulunan 1 m<sup>3</sup> toprak (a), okyanusta bulunan 1 m<sup>3</sup> su (b) ve atmosferde bulunan 1 m<sup>3</sup> gaz (c), detayların önemi yok, benzetmemin anlaşılması yeterli. O 1 m<sup>3</sup>lük toprak parçasını (a) oluşturan atomlardaki parçacıklardan herhangi birine &#8220;x&#8221;, -aynı şekilde- b&#8217;dekine &#8220;y&#8221; ve c&#8217;dekine &#8220;z&#8221; diyelim. Gazdan katıya -c&#8217;den a&#8217;ya- doğru gidildikçe atomlar daha sıkışık bulunur, bu da o 1 m<sup>3</sup>lük bölgedeki parçacıkların birbirleriyle daha çok çarptığı (etkileştiği) anlamına gelir ve bu etkileşme de evrenin her yerini dolduran fon ışıması fotonlarının evrendeki her parçacıkla etkileşmesinin -yani bizim o 1 m<sup>3</sup>teki parçacıklarla etkileşmesinin- üstüne eklenir. Böylelikle katıda etkileşme şiddeti yüksek, sıvıda orta ve gazda düşük olur. Parçacıkların -yüksek düşük fark etmeden- birbirleriyle etkileşerek çöktüğünü zaten biliyoruz. Şimdi, katıdaki etkileşme şiddeti daha fazla olduğundan x&#8217;in daha çok belirdiği (çöktüğü) alan daralır, yani bu alanda dalga titreşimleri artar; sıvıdaki etkileşme şiddeti katıya göre daha az olduğundan y&#8217;nin daha çok belirdiği alan x&#8217;e göre genişler, yani bu alanda x&#8217;e göre dalga titreşimleri azalır; gazdaki etkileşme şiddeti diğerlerine göre daha az olduğundan z&#8217;nin daha çok belirdiği alan y&#8217;ye göre genişler, yani bu alanda y&#8217;ye göre dalga titreşimleri azalır: Kısacası daha çok belirilen alanın genişliği z&gt;y&gt;x, daha çok belirilen alandaki dalga titreşimi x&gt;y&gt;z.  Bu 3 parçacığın daha çok belirdiği alanların darlığı ve genişliği ve (veya) daha çok belirdiği alanlardaki dalga titreşimlerinin fazlalığı ve azlığının oranları çok büyük değildir, birbirine yakındır, yani bu 3 parçacık kendi atomunun bulunduğu yerin çevresinden -giderek azalarak- o 1 m<sup>3</sup>e kadar olan bölge içinde çok büyük olasılıkla daha çok belirir. Ama! z&#8217;nin y&#8217;ye göre, y&#8217;nin x&#8217;e göre vb. o 1 m<sup>3</sup>ün yakın çevresinde, o mahallede, o şehirde, o ülkede, Andromeda galaksisinde veya (ya da) evrenin ucunda belirme olasılığı daha fazladır.</p>
<p>Galaksiler arası tenhada başıboş gezen sadece bir tane elektron düşünelim. Elbette bu da fon ışıması fotonlarıyla etkileşecektir ama üstte anlattığım üzere birleşik bir cisimde bulunmadığından dolayı bunun daha çok belirdiği alan x, y, z vs.ye göre daha geniş olacaktır ve daha çok belirdiği alanda yine onlara göre dalga titreşimleri daha az olacaktır.</p>
<p>Sıfır etkileşime girmiş veya hiçbir etkileşime girmemiş olasılık dalgası durgun (titreşimsiz) bir hâldedir ama böyle bir şey daha önceden anlattığımız üzere olanaksızdır. Bu yüzden her olasılık dalgasının bir titreşimi vardır ve bu titreşim de evrenin tamamına yayılmıştır, ancak üstte de belirttiğim üzere bu titreşim bazı bölgelerde aşırı, bazı bölgelerde fazla, bazı bölgelerde az olarak -çoktan aza olarak- evrenin tamamını kapsar, evrenin ucunda neredeyse sıfıra yakın olsa da olasılık dalgasının hiçbir noktasındaki titreşim sıfır olamaz.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynak(lar)</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> Amit Goswami vd., age., s. 1-170; Brian Greene, <em>&#8220;Evrenin Dokusu&#8230;&#8221;</em>, age., s. 155-161, 613. (252. sonnot da dâhil)</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 43: Etrafımızdaki Görüntüler Nasıl Oluşuyor?</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kuantum/etrafimizdaki-goruntuler-nasil-olusuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:27:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12292</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Etrafımızdaki her şey atomlardan oluşur. Bunlar da proton, nötron, elektron vb. parçacıklardan oluşur. Bu parçacıklar da evreni kuşatan dalgalardan oluşur. Dalganın parçacığa evrilmesi ile &#8220;görüntü&#8221;ler oluşur. Peki ama bu dalgalar nasıl evrilerek parçacığa yani görüntüye dönüşüyor? Buna &#8220;kuantum ölçüm problemi&#8221; denir ve şu an için fizikte bunun net-kesin bir cevabı yok, ama güçlü görüşler var. Aslında bu kavram &#8220;Gerçeklik nedir?&#8221; sorusunun cevabı olarak &#8220;Koca bir hiçtir!&#8221; diyecek kadar cüretkâr. Dalga, evrenin tamamına eşit bir şekilde yayılmış, her an her yerde olan, olasılıkların tamamını barındıran bir &#8220;şey&#8221;dir. Bu dalga, bir nokta kadar küçültülürse veya çekilirse o zaman parçacık oluşmuş olur. Bu olaya dalganın çökmesi veya sönümlenmesi de diyebiliriz. Bu sayede görüntü oluşur. Şimdi seçtiğim 3 görüşe bakalım.</p>
<p>1. görüş şudur. Sis bulutlarından çıkıp tek bir olasılığa dönüşen parçacıklar günümüz evrenini oluşturur. Diğer olasılıklar ise paralel evrenlerde oluşur. Burada dalga çökmez. Bu sayede hiçbir olasılık kaybolmaz, yani parçacığın her an her yerde olması yok olmamış olur. Bir paralel evrende İstanbul&#8217;da araba sürerken, diğerinde Ankara&#8217;da Anıtkabir&#8217;i izliyor olabilirsiniz (ya da birinde bu kitabı okurken diğerinde yolda yürüyor olabilirsiniz). Bu görüşte, bütün olasılıkların gerçekleştiği sonsuz sayıda paralel evren vardır. Bence bu görüşte gerçeklik anlamsızlaşıyor.</p>
<p>2. görüş şudur. Her dalga, yaklaşık bir milyar senede bir kendiliğinden çöker. Parçacıkları oluşturan dalgalar dolanık bir yapıda bulunur. Bir dalganın çökerek parçacığa dönüşmesi, cismi oluşturan diğer dalgalarda domino etkisi yaratır ve onlar da çökerler. Bu sayede görüntüler oluşur.</p>
<p>3. görüş şudur. Bu görüşün olma ihtimali -fizikçiler arasında- daha çok destek görür. Evrendeki bütün parçacıklar birbirleri ile etkileşim hâlindedir. Örneğin, masadaki bardağa durmadan fotonlar ve havadaki atomlar çarpar. Ayrıca, bardağı oluşturan parçacıklar, atomlar ve moleküller birbirlerine çarpar, birbirini etkilerler. Yanı sıra, evrenin ucunda tek başına bulunan bir elektrona bile, Büyük Patlama&#8217;dan arta kalan ve evrenin her yanını kuşatan düşük enerjili mikrodalga fotonları sürekli çarpar. Bütün bunların sayesinde, dalganın dürtülmesi, kıstırılması veya çökmesi sonucunda dalganın ortadan kalkarak, parçacığa evrilip görünür olması söz konusudur.</p>
<p>Fizikte bu 3. görüşe &#8220;Dağınım (Decoherence)&#8221; denir. Dağınım, atom altı parçacıklar için de atom üstü parçalar için de (yani mikro ve makroda) kısacası gördüğümüz her şey için geçerlidir. Kuantum deneylerinde ortamın, parçacıkların vs.nin yalıtılmış olduğunu söylemiştik, yani dış dünya etkilerinden izole edilmiştir, ama -normal- evrendeki hiçbir şey yalıtılmış değildir, yalıtılmamış olması da diğer parçacıklarla etkileşiyor olmasıdır. Evrende her şey hem gözlenendir hem de gözleyendir, yani her şey diğer her şeyi oluşturur, etkileşerek birbirlerini oluştururlar ve bu sayede görünür hâle gelirler.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynak</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> age., s. 247-261, 612, 613, 637 (13, 96, 100, 116, 122, 138).</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 42: Kuantum Dolanıklık: Her Şey Birbirine Bağlıdır, Bağımsız Değildir ve Birbirini Etkiler</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kuantum/dolaniklik-her-sey-birbirine-baglidir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:26:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12290</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Evrendeki küçük veya büyük herhangi bir cismin hareketi, evrendeki diğer tüm cisimleri neredeyse önemsiz olarak, neredeyse sıfıra yakın olarak etkiler, evrendeki her şey birbirleriyle ilişkilidir.</p>
<p>Kuantum mekaniğinde parçacıklar (cisimler) birbirini etkileyebilir. Var olan her şey, görmesek bile birbirine bağlıdır, kuantumla bağlıdır. Bu yüzden ötede olan bir şey, beride olanı anında &#8220;öyle veya böyle&#8221; etkiler. Masadaki bardakla mutfaktaki bardağın ayrık olduğunu düşünürüz, evrendeki tüm maddelerin yerel, birbirinden ayrı ve bağımsız olduğunu düşünürüz. Bütün maddeleri oluşturan atom altı parçacıklar (yani dalga-parçacıklar) birbirinden ayrı değillerdir, üst üste binmiş olarak veya iç içe geçmiş hâlde veya halıyı oluşturan ipler gibi bütünsel bir yapıda olarak aralarındaki kuantum bağlantıları dolayısıyla evrendeki hiçbir madde yerel ve bağımsız değildir, birbirleri ile dolanıktır, buna kuantumda yerel olmama yani dolanık olma durumu denir, bu &#8220;kuantum dolanıklığı&#8221;nı bulan John Stewart Bell&#8217;dir (1928-1990).</p>
<p>Aynı kaynaktan çıkan iki tane eş parçacığın dolanıklılığı, izole laboratuvar ortamındaki deneylerle açık bir şekilde tespit edilebilir ama izole olmayan normal koşullarda bu deneyleri yapmaya çalışsak bu parçacıklar civardaki diğer parçacıklarla çarpıştıklarında -yani bunlarla etkileşime girdiklerinde- çarptıklarıyla da aralarında bir dolanıklılık oluşacak ve çarptıklarının çarptıklarının dolanıklılığı da -ve bu böyle gidecek- o iki eş parçacığın dolanıklılığına eklenecek, sonuçta o iki eş parçacığın ilk dolanıklılığının tespit edilmesi olanaksız hâle gelecektir, bu durum, deneye dışarıdan -sonradan- sadece bir parçacık atsak ve o çarpsa bile geçerlidir, çünkü onun önceden etkileşime geçtiği tüm dolanıklıklar da işin içine girecektir, sonuçta hangisi olursa olsun başlangıçtaki o iki eş parçacığın arasındaki dolanıklık neredeyse silinir, sıfır olmaz ama neredeyse sıfır olur.</p>
<p>Şimdi kuantum dolanıklılığını evrendeki herhangi bir parçacığa uyguladığımızı düşünelim, bu parçacık şu ana kadar hangi parçacıklarla çarpışdıysa (etkileşime girdiyse) o parçacıklarla dolanık olacak, etkileşime girdiği parçacıklar da hangi parçacıklarla etkileştiyse onlarla da dolanık olmuş olacak ve bu böyle zincirleme olarak gidip Büyük Patlama&#8217;daki o tek bir noktaya (yani aynı kaynağa) varacak, bu yüzden evrendeki her şey birbiriyle dolanıktır ama bu dolanıklılık, saptanması olanaksız olarak akıl almaz düzeyde karmaşıktır, daha doğrusu, süper bir keşmekeşlik söz konusudur.</p>
<p>Diyebilirim ki şu an evrendeki herhangi bir parçacığın dolanıklılığını bulmaya çalışsaydık eğer -varsayalım ki- evreni -zamanı- dondurup, evrendeki tüm parçacıkların şu anda bulunduğu özelliklere tek tek bakıp, geçmiş anlara gidip, bu anları da tek tek dondurup, evrendeki tüm parçacıkların önceden etkileştiklerine bakıp, tek tek dolanıklıkları bulup ve daha birçok şey yapıp bu şekilde Büyük Patlama&#8217;ya kadar gitsek belki yapılabilir diye düşünebilirsiniz ama hem bunları hem de diğerlerini yapmak fizikteki kanunlara, kuramlara, ilkelere vesaireye göre olanaksızdır.</p>
<p>Sonuçta evrendeki her şey başlangıçta aynı yerdeydi (noktadaydı) yani Büyük Patlama&#8217;yla bu her şey, o aynı tek şeyden çıktığı için her şeyin diğer her şeye bağlı olması ya da her şeyin diğer her şeyle bağlantılı, bağıntılı, bağlamlı olması durumu olan &#8220;kuantum dolanıklığı&#8221; evrendeki her bir şeyin bir bütünün parçaları olduğunu, yerel olmadığını ve birbirleriyle hızdan (zamandan) bağımsız anlık olarak etkileştiklerini, birbiriyle ilişkili olduklarını, tekil olarak bağımsız olmadıklarını, tümel olduklarını söyler.</p>
<p>Bell&#8217;in bulduğu ve Alain Aspect&#8217;in (d. 1947) yaptığı deneyle onu onayladığı Aspect deneyine bakalım. Yine izole bir ortam var, birbirlerine 13 metre uzaklıkta iki tane dedektör var, tam ortalarında yüksek enerjili kalsiyum atomları içeren bir kaynak var. Yüksek enerjili her kalsiyum atomu, normal durumuna dönerken, bu fazladan enerjiyi dışarıya iki tane foton salarak atar, bu fotonlar ters (zıt) yönlere doğru salınır. Fotonlar dedektörlere aynı anda geldiğinden dolayı aynı anda da ölçülür. Eğer bir fotonun -ölçülmeden önce belirsiz olan- spini ölçüldüğünde onun spini neyse diğerinin spini de aynı oluyor ve bu, deneydeki her denemede aynı sonucu veriyor. Bu deney, dedektörler birbirlerine 11 kilometre uzak olarak denendi ve sonuç değişmedi, yani -ister 13 milyar ışık yılı uzaklıkta olsun- ne kadar uzak olursa olsun sonuç değişmemektedir.</p>
<p>Aspect deneyine benzer olarak herhangi bir aynı kaynaktan çıkan iki tane eş foton düşünelim, bu sefer dedektörler yerine, parçacığı %50 ihtimalle ya geçirecek ya da %50 ihtimalle -ters yöne yansıtacak yani- geçirmeyecek olan iki tane mekanizma düşünelim, bu fotonlardan biri geçerse diğeri de geçecektir, biri yansırsa diğeri de yansıyacaktır, yani herhangi biri ne yaparsa diğeri de aynı şeyi yapacaktır.</p>
<p>Bu tarz aynı kaynaktan çıkan parçacık çiftlerine dolanık parçacıklar denir, bunlar ölçüm anında rastgele bir özellik alıyor ama dolanık etkileşimleri rastgele olmuyor, çünkü bunlar ayrık olarak düşünülse de aslında tek bir fiziksel sistem (varlık), aynı özelliği almalarını ölçüm işlemi sağlamıyor, ölçüm, bu tek varlığı aynı anda etkilediğinden dolayı o aynı özellik de doğal olarak aynı anda alınmış oluyor.</p>
<p>Dolanıklılık evrendeki tüm parçacıklar için geçerlidir, yani evrendeki tüm parçacıklar dolanıktır. Evrende herhangi bir parçacığın aldığı özellik ve bunun sonucu, evrendeki diğer tüm parçacıklarla ilişkilidir.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup></p>
<p>Kuantumdaki &#8220;rastgele, tesadüf&#8221; gibi sözlerin aklınıza takıldığını biliyorum. Bunu aydınlatmak adına, aslında -kısaca- kavram şudur: Kuantumda evrendeki tüm parçacıklar dolanık (birbirleriyle bağlantılı) olduğundan hepsi ayrı ayrı değil, bir bütündür, bir bütünün parçalarıdır, bir bütünü oluşturan parçalardır, parçacıklar (veya dalga-parçacıklar) bağımsız olarak hareket etmez, bir bütün olarak hareket eder, yani hareket eden aslında bütünün ta kendisidir, bu yüzden parçacıklar arasında (o tek bütünü oluşturan küçükten büyüğe her olası parça arasında) &#8220;sebep-sonuç&#8221; ilişkisi -de doğal olarak ortadan kalktığından- yoktur, çünkü bütünün hareketi (bütünsellik) söz konusudur. Bence bu noktadan sonra tesadüf de -tesadüfün karşıtı olan- determinizm de ortadan kalkar. Kitabın tamamını okuyanların, kitapta verilen ipuçlarından dolayı olayı anlayabileceğini düşünüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynak</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> age., s. 102-104, 137-151, 253, 531-538, 601-603.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 41: Evrenimiz Olasılıklardan İbarettir</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kuantum/evrenimiz-olasiliklardan-ibarettir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:25:57 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12288</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Proton, nötron, elektron vs. evrendeki atom altı parçacıklardır. Bunlar sabit bir noktada bulunmazlar. Örneğin elektron ölçüldüğünde, yani yeri tespit edilmeye çalışıldığında her defasında birbirinden farklı yerlerde bulunur. Bunun sebebi onun dalga özelliği göstermesidir. Elektron olasılık dalgasına sahiptir. Bu olasılık dalgası da bütün evrene yayılmıştır. Herhangi bir elektronun, ölçüldüğünde bir &#8220;alan&#8221; içerisinde bulunma olasılığı daha fazladır. Yani -örneğin- onu 100 kere ölçtüğümüzde o, 60-90 kez bu alan içinde farklı noktalarda bulunacaktır. Ama başka bir gezegende, hatta başka bir galakside ve hatta evrenin ucunda da bulunabilir. Bu durum proton, nötron vs. de dâhil, evrenin tüm parçacıkları (ve bileşenleri) için geçerlidir. Kuantumda evrenimiz &#8220;olasılıklar&#8221;dan ibarettir. Parçacıklar ölçüldüğünde her seferinde bir şurada, bir burada bulunurlar. Yani her ölçümde farklı yerlerde ortaya çıkarlar. Bunu da olasılık dalgası ile &#8220;rastgele&#8221; yaparlar. Laboratuvar ortamında çeşitli enerjiler göndererek yaptığımız ölçüm anında evrene yayılmış olan olasılık dalgası eş anlı olarak bir noktaya çöker ve biz de işte parçacık burada deriz. Bu nokta dışında parçacığın başka bir yerde bulunma ihtimali sıfırdır.</p>
<p>Elektronun (parçacıkların) normalde (gerçekte) bir konumu yoktur (gerçek olan belirsiz olmasıdır). Ölçüm anında (ki parçacıklar evrende durmadan çöker, bu belirmelerle) rastgele bir konumu oluşur. Bu konum da &#8220;sezgisel&#8221; bir konumdur. Bu sezgisel konumu da ölçüm işleminin kendisi oluşturur (yaratır).<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup> (Bunu şöyle açıklamak gerekirse bir şeyi algılamaya çalıştığımız zaman vardır, çalışmadığımız zaman yoktur. Kısacası diyebilirim ki, belirsizliğin madde veya enerji olarak parçacıklar formunda çöküp belirir olması yani gördüğümüz ve içinde yaşadığımız şey, &#8220;var&#8221; olduğumuz şey, yani bu evren &#8220;belirsizliğin rüyası&#8221; gibi bir &#8220;şey&#8221;.)</p>
<p>Kuantum fiziğinde parçacıkların herhangi bir geçmişi, şimdisi veya geleceği yoktur. Ölçüm yani gözlem yapıldığı zaman olasılık dalgası bir noktaya çöker ve bu noktada parçacık görülür. Evrenin her yerini kapsayan bir dalga, yani tedirgin bir belirsizlik hâlindeki sis bulutu olan dalga, parçacığa dönüşür. Bu sadece ölçüm anında olur, öncesinde ve sonrasında parçacığın ne bir geçmişi ne de bir geleceği vardır, çünkü ortada parçacık yoktur, sadece dalga vardır. Bu dalga da gözlemlenemez. Kuantum mekaniğinde ölçülen &#8220;şimdi&#8221; ise &#8220;sezgisel, hayalî, kaygan bir sözde şimdi&#8221;dir. Bahsettiğimiz olasılık dalgası (dalga fonksiyonu) bir alan formundadır, bu alan, parçacık olarak nerede daha fazla çöküyorsa orada daha fazla çöker, bu alan, bu daha fazla çöktüğü yerlerin dışında (bağlı olup onu oluşturduğu araba, insan, tabak gibi büyüklükteki alanının dışında kalan alanlarda) çökme ihtimali giderek azalır, kısa mesafeler içinde sıfıra yaklaşır, mesafe arttıkça sıfıra daha çok yaklaşır, ama hiçbir zaman &#8220;sıfır olmaz&#8221; ve bu mesafe (alan) da evrenin tamamıdır.</p>
<p>Richard Phillips Feynman&#8217;ın (1918-1988) &#8220;geçmişler üzerinden toplama&#8221; yaklaşımına bakalım. Parçacıkların görünür hâle gelmesi, tüm olası geçmişlerinin toplamının özel bir ortalamasıdır (karışımıdır, birleşimidir). Ölçme anından önce dalga şeklinde belirsiz olarak aynı anda heryerde bulunabilme olan bu olası geçmişlerden birisi ayrılır, bu noktada parçacık görülür. Yani çökme, tüm olası yolların ortalamasıdır. Bir cisim ne kadar büyükse ortalama alma işlemi de o kadar kolaylaşır, baskınlaşır, netleşir, bu yüzden kalem orada durur, Ay orada o şekilde ilerler, hareket ettirdiğimiz cisim o yerde, o yönde ilerler vs.; bir cisim ne kadar küçükse ortalama alma işlemi de o kadar zorlaşır, bulanıklaşır, bu yüzden parçacıklar farklı yerlerde belirir. Böylece klasik fizik, şimdiki zamanın tek bir geçmişi olduğunu düşünmeye meyilliyken (eğilimliyken) bu kavram kuantumda tam tersidir.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span></sup></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynaklar</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> age., s. 104-116, 144,145.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref2" name="_edn2"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span> age., s. 120, 121, 146, 147, 157, 217-234, 237, 244, 245, 256, 311, 600, 603, 610, 611, 637. (252. sonnot da dâhil)</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 40: Aslında Her Şey Şekilsiz ve Belirsizdir</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kuantum/aslinda-her-sey-sekilsiz-ve-belirsizdir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:24:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12286</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Heisenberg&#8217;in Belirsizlik ilkesi, bir parçacığın hızı ve konumu aynı anda %100 olarak ölçülemez, der. Eğer konumunu kesine yakın biliyorsak hızını hiçe yakın bilmiyoruz demektir. Tersi de doğrudur. Ne kadar çok hızını bilirsek bir o kadar da konumunu bilemeyiz. Işık maddelere çarptığında bir itim yaratır. Bir elektronun konumunu ölçmek için ona ışık göndeririz. Gönderilen ışık, elektronun hızını yavaşlatır. Çok fazla ışık gönderirsek konumunu kesine yakın ölçeriz ama bu sefer de hızını kesine yakın ölçemeyiz. Konumu veya hızı ölçmeye çalıştığımızda sistemi bozmuşuz demektir. Yani &#8220;asıl&#8221; olan gerçekliği hiçbir zaman ölçemeyiz ya da göremeyiz (diyebilirim ki buradaki gerçeklik ayrı, gerçeklik nedir sorusu ayrıdır ya da gerçeklik diye bir şey yoktur ya da gerçek, bizim verdiğimiz bir tanımdan ibarettir, devam edelim). Ölçerek görülen şey, ölçme sırasında bizim oluşturduğumuz &#8220;sanal&#8221; gerçekliktir. Sonradan insan eliyle oluşturulmuş bir &#8220;yansıma&#8221;dır. Yani tam anlamıyla bir ölçüm hiçbir zaman yapılamaz: Bu kavram madde küçüldükçe artar, büyüdükçe azalır yani kuantum düzeyinde -büyük çoğunlukla- kendini gösterir, bir araba, bir insan gibi veya daha büyük cisimlerde yani makro düzeyde çok küçüktür, neredeyse sıfıra yakındır, bu yüzden hiçbir maddeyi tam olarak gözlemleyemeyiz (burada diyebilirim ki görmek, gözlemlemek gibi aklınıza gelebilecek her türlü kavramın üst ve alt sınırları diye bir şey yok, bu hayalî sınırlar arasındakini algılarız, gerçi algılamak ne ise, o da ayrı bir konu).</p>
<p>Kuantumda parçacıklar şekilsizdir, belirsizdir ve olasılıksal bir karışımda yüzer. Sadece ölçüm yapıldığında; konum, hız, spin, enerji, momentum gibi özelliklerinden birisi tespit edilebilir, diğerleri kaybolur. Ölçüm sadece laboratuvar ortamında yapılan deneyler değildir. Evrenimizin her yerinde doğal olarak ölçüm yapılır. Eğer cisimleri gözlemci ve gözlenen olarak ikiye ayırırsak bir elektron başka bir elektronu gözler, birisi gözlemci diğeri gözlenen olur. Evrendeki büyük küçük her cisim yani her şey hem gözlemcidir hem de gözlenendir. Cisimlerin birbirini etkilemesi sonucu cisimler, kuantumun sis bulutundan kısmen de olsa çıkıp görünür hâle gelir yani şu an gördüklerimize dönüşür.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup> Ama bu görüntü &#8220;asıl gerçek olan belirsizliğin&#8221; sanal olarak bir yansımasıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynak</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> Brian Greene, <em>&#8220;Evrenin Dokusu&#8230;&#8221;</em>, age., s. 116-126.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 39: Hiçbir Şeye Gerçek Anlamda Dokunamayız</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kuantum/hicbir-seye-gercek-anlamda-dokunamayiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:24:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12284</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir atom bir hipodrom kadar büyütülse proton ve nötronu yani çekirdeği bir sivrisinek kadar yer kaplar. Ama bu sivrisinek, hipodromun binlerce misli ağırlığındadır. Diğer kısmı elektronlar oluştururlar. Aynı yükler birbirini iter. Yatağa yatan bir insan ile yatak arasında boşluk kalır. Yani insan havada asılı kalır. Bunun sebebi yatak ile insandaki negatif yüklerin yani elektronların birbirini itmesidir. Santimetrenin yüz milyonda biri kadar arada bir boşluk oluşur, kalır. Bardağı tutarken de sandalyeye otururken de aynısı olur. Buradan çıkan anlam, gerçekte hiçbir şeye dokunamayız. Aradaki itim gücüne dokunma deriz. Elektronlar, çekirdeğin etrafındaki hipodromda gezegen yörüngesi gibi dönmezler. Aynı anda hipodromun her yerinde bulunurlar. Kuantum sıçramaları eşliğinde aniden kaybolarak başka bir yerde ortaya çıkarlar. (Uçak pervanesi döndüğünde her yeri doldururmuş gibi görünür ama elektronlar doldururmuş gibi değil, gerçekten doldurur.) Kuantum mekaniğine göre bir elektronun belli bir anda nerede olacağı bilinemez. Elektronlar biçimsiz bir bulutu andırır. Burada olay hipodromun dışına çıkarak bütün evreni kapsar. Yani bir elektron aynı anda hem evrenin her yerindedir hem de evrenin hiçbir yerindedir. Bir fenerden -yani (veya) aynı kaynaktan- çıkan ve zıt yönlere giden iki fotondan birinin spinini tersine çevirdiğimizde aralarındaki uzaklık her ne olursa olsun diğer fotonun spini de -tersi olarak- aynı olacaktır. Üstelik bu olay o geçilmez denilen ışık hızından bile yüksek olarak &#8220;anında&#8221; olacaktır.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup> Sonuç olarak atom altı parçacık düzeyinde evrenimizdeki her şey birbirine bağlıdır. Bir noktada olan bir hareket bütün evreni az veya çok etkiler. Evreni bir perde gibi düşünürsek perdedeki salınımlar; hareketleri, maddeleri ve görüntüleri oluşturacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynak</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> Bill Bryson, age., s. 125-130.</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Konu 38: Gecikmiş Seçimli Kuantum Silicisi Deneyi</title>
		<link>https://www.mutlakbilim.net/kuantum/gecikmis-secimli-kuantum-silicisi-deneyi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Alper Çadıroğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Oct 2023 11:23:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuantum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.mutlakbilim.net/?p=12261</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Demet Bölücü ve Gecikmiş Seçim deneylerinde (kuantum evreninde, mikro evrende) ölçmediğimiz zaman olmayan ama ölçtüğümüz zaman (ölçme yönünde biçimlenerek) var olan &#8220;geçmişi&#8221; gördük ve bunu (yani bu beliren geçmişi) değiştiremeyeceğimizi öğrendik. Değiştirme olmuyor ama ölçmeyle budama (biçimlendirme) olabiliyor. Peki &#8220;mikro evrende&#8221; Geçmişin gelecek üzerindeki bazı etkilerini silebilir miyiz? Gelecek, geçmişi tamamlayabilir mi, gelecekte yapılacak ölçümler geçmişte olanı daha iyi tanımlayabilir mi, tamamlayabilir mi? Gelecek, geçmişi daha iyi anlamlandırmamıza yarar mı? Bunun için bu sorulara (normal evren algımızı yıkıp &#8220;delice&#8221; bir) cevap olarak &#8220;Evet!&#8221; diyen &#8220;Gecikmiş Seçimli Kuantum Silicisi&#8221; deneyine hoş geldiniz! Bu deney Marlan Orvil Scully (d. 1939) ve Kai Drühl&#8217;e (d. 1943) aittir.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span></sup></p>
<p>Figür 4a&#8217;daki deneyin özü şudur. Yukarıda anlattığımız üzere fırlatıcı bir tane foton parçacığı yollar, bölücü de fotonu ya sağ yoldan ya da sol yoldan yollar (burada parçacık, olasılık dalgası olarak ikiye ayrılıyordu). &#8220;Ayırıcı&#8221; (veya aşağı değiştirici) fotonu eş değerde ikiye böler -yani girdi olarak bir foton parçacığını alır, çıktı olarak da o foton parçacığının yarı enerjisine sahip olan &#8220;aşağı değiştirilmiş&#8221; iki foton parçacığı üretir-, ayırıcı bunlardan birini dedektöre yollar, bu &#8220;işsiz&#8221; foton parçacığıdır; diğerini yansıtıcıya yollar, bu da &#8220;sinyal&#8221; foton parçacığıdır ve bu, ekrana çarpacak olan parçacıktır. Dedektör işsizi ölçer, bu sayede başlangıçta gönderilen fotonun izlediği yol belirlenmiş olur. Diğer yol için de bu durum geçerlidir. Buraya dikkat, -fotonu eş iki yarı fotona ayıran- ayırıcı da bir ölçüm cihazıdır: Ayırıcılara kadar iki yoldan-iki olasılık dalgası hâlinde gelen foton, ayırıcılar birer ölçüm cihazı olduğu için, bu ayırıcılardan (%50 ihtimalle) herhangi birinde o noktada çöktüğünden parçacık olarak belirginleşir -yani kuantum olasılık dalga fonksiyonu parçacık olarak bir noktaya sönümlenir, söner, çöker, dedektörde de bu işlemin aynısının olduğunu anlatmıştık zaten-. Art arda (tek tek) yollanan fotonlar ölçüldükleri için olasılık dalgası özelliğinden çıkıp parçacık olarak sadece bir yoldan giderler. Bu sayede -hangi yoldan gittiğinin bilgisi belli olduğu için- ekranda bir girişim deseni oluşmaz (4a-2b). Peki ama ya işsiz foton parçacığının hangi ayırıcıdan geldiğini belirlenemez hâle getirirsek ne olur? Cevap figür 4b&#8217;dedir.</p>
<figure id="attachment_12262" aria-describedby="caption-attachment-12262" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q52.png"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-12262" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q52.png" alt="" width="800" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q52.png 800w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q52-300x150.png 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q52-768x384.png 768w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q52-208x104.png 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q52-217x109.png 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q52-512x256.png 512w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12262" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>52. Figür 4a.</strong> &#8220;Gecikmiş Seçimli Kuantum Silicisi Deneyine Giriş&#8221;</span></figcaption></figure>
<figure id="attachment_12263" aria-describedby="caption-attachment-12263" style="width: 800px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q53.png"><img decoding="async" class="size-full wp-image-12263" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q53.png" alt="" width="800" height="503" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q53.png 800w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q53-300x189.png 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q53-768x483.png 768w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q53-208x131.png 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q53-217x136.png 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q53-636x400.png 636w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q53-512x322.png 512w" sizes="(max-width: 800px) 100vw, 800px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12263" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>53. Figür 4b.</strong> &#8220;Gecikmiş Seçimli Kuantum Silicisi Deneyi&#8221;</span></figcaption></figure>
<p class="Nyaz" style="text-align: center; text-indent: 0cm;" align="center"><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu<br />
</span><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">(bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 52, 53)</span></p>
<p>Figür 4b&#8217;de R (right, sağ) ve L (left, sol) ile gösterilenler foton ayırıcı; a, b ve c ile gösterilenler foton bölücü (bölücüyü yukarıda anlatmıştık); 1, 2, 3 ve 4 ile gösterilenler de dedektördür. A, B, C, D, E ve F ile gösterilen yerler (mesafeler) de işsizin -işsiz foton parçacığının- izleyebileceği yollardır. Buradaki amaç, işsizlerin hangi ayırıcıdan geldiği bilgisini -hangi ayırıcıdan geldiğine dair olan &#8220;somut&#8221; bilgiyi- silmektir (belirsizleştirmektir).</p>
<p>Fırlatıcıdan bir foton parçacığı yollanır, bu, bölücüde iki olasılık dalgasına ayrılarak aynı anda iki yoldan birden gitmeye başlar, bu iki yoldan giden olasılık dalgalarından %50 ihtimalle herhangi birisi ayırıcının birinde çöker. Diyelim ki L&#8217;de çöktü, buradan saldığı işsiz, a bölücüsüne gelir, a bölücüsüne gelen işsiz foton parçacığı, A ve B yolundan gitmek üzere iki tane olasılık dalgasına ayrılır, bu yüzden %50 ihtimalle ya dedektör 1&#8217;de ya da 2 veya 3 numaralı dedektörde tespit (kayıt) edilecektir yani belirecektir (çökecektir). Diyelim ki 1 numaralı dedektörde tespit edildi. O zaman başlangıçtaki foton ve onun sinyal foton parçacığının gittiği yol L yolu olur. Aynı şey tersi olarak da geçerlidir: Dedektör 4&#8217;te tespit edilirse R yolundan gidilmiş olur. Böylelikle 1 ve 4 numaralı dedektörlerle tespit edilen işsizlerin sinyalleri ekranda bir girişim deseni oluşturmaz (figür 5b1-5b2). Ne işsizmiş arkadaş ya (!) bu kadar işsizlik mi olur (!). : )</p>
<p>Eğer işsiz, 1 veya 4 numaralı dedektörlerde belirmezse B veya C yolundan giden olasılık dalgası c bölücüsüne geldiğinde E ve F yolundan giden iki olasılık dalgasına daha ayrılır, bu yüzden de %50 ihtimalle ya dedektör 2&#8217;de ya da dedektör 3&#8217;te belirir. Bundan dolayı da bu işsizlerin sinyallerinin L yolundan mı, yoksa R yolundan mı gittikleri belirlenemeyeceği için bu sinyaller iki yoldan da gidip ekranda bir girişim deseni oluşturur (figür 5d1-5d2 ya da 5e1-5e2). Ayırıcının ve dedektörün parçacığı çöktürdüğünü, bölücünün de olasılık dalgalarına ayırdığını unutmayın. Dikkat! Yani sadece bir yoldan giden sinyal foton parçacığı, sonradan aldığı bilgi ile diğer yoldan da gitmiş oldu. Hâlbuki o bilgiyi almadan önce (o bilgi olmadan önce, o bilgi oluşmadan önce) diğer yolda yoktu, aldıktan sonra &#8220;olmamış (önceden belirmemiş)&#8221; bir geçmiş oluştu. &#8220;Yoktan (belirsizlikten)&#8221; yeni bir geçmiş oluştu (geçmiş, gelecekle tamamlandı veya gelecek, geçmişi tamamladı).</p>
<p>Burada deneyde gözden kaçabilecek bir detayı söylemem lazım, o da şu: Aslında 1 ve 4 numaralı dedektörlerin deneyde bir önemi yok, çünkü zaten ayırıcılarda çökme (belirme) oluyor ve sinyal foton parçacığı da doğal olarak o çöktüğü ayırıcı yolundan gidiyor; önemli olan 2 ve 3 numaralı detektörlerdir, bunlar parçacığın hangi yoldan gittiği (ve belirdiği) bilgisini siliyor, daha doğrusu belirsiz bir hâle getiriyor.</p>
<p>Bölücülerin %50 durumundan dolayı 4 dedektörün herhangi birinde tüm işsizlerin %25&#8217;i belirecektir, dolayısıyla bu işsizlerin sinyallerinin ekranda belirdiği noktalar da ekrandaki tüm noktaların %25&#8217;idir. 1 ve 4 numaralı dedektörlerde beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda oluşturduğu görüntü 5b1-5b2&#8217;dedir (%50), 2 ve 3 numaralı dedektörlerde beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda oluşturduğu görüntü figür 5c1-5c2&#8217;dedir, dedektör 2&#8217;de belirenlerin figür 5d1-5d2&#8217;dedir (%25), dedektör 3&#8217;te belirenlerin ise figür 5e1-5e2&#8217;dedir (%25). Deneydeki tüm dedektörlerde beliren işsizlerin (yani tüm işsizlerin) sinyallerinin (kısaca tüm sinyallerin) ekranda oluşturduğu görüntü de figür 5a1-5a2&#8217;dedir (%100). Tüm sinyallerin %50&#8217;si 5b1(2), %25&#8217;i 5d1(2) ve %25&#8217;i 5e1(2)&#8217;dedir ve %100&#8217;ü 5a1(2)&#8217;dedir. 5b2&#8217;deki iki renk &#8220;%25&#8243;erdir. Bir figürün 1&#8217;i ile 2&#8217;sinde aynı sayıda nokta vardır yani aynılardır, sadece 2&#8217;ler renklendirilmiştir. Kısaca figür 5f hariç renklerin her biri &#8220;%25&#8243;erdir, 5f&#8217;deki iki renk ise &#8220;%50&#8243;şerdir. Üstte belirttiğim üzere %100 olan 5a1, 5a2 ve 5f&#8217;de aynı sayıda nokta vardır, 5a2 ve 5f renklendirilmiştir.</p>
<p>2 ve 3 numaralı dedektörleri 10 ışık yılı uzaklığa koyalım, diğerleri figür 4b&#8217;deki gibi yakın olarak kalsın (Tüm dedektörleri 10 ışık yılı uzaklığa koysak da sonuç değişmez, çünkü ayırıcılarda belirme zaten oluyor, şimdi devam edelim.). Sistemi çalıştırıp fotonları mikrosaniyede bir tek tek yollayalım (Sürenin önemi yok, dakikada bir de olabilir saatte bir de vesaire. Ben, örneğimi bu sürede veriyorum.). 1 mikrosaniye, 1 saniyenin milyonda biridir. Sistemi 1 saniyeliğine çalıştıralım, bu 1 saniyede ekrana 1 milyon tane sinyal foton parçacığı düşecektir. Bunlar ekranda -şimdilik- bir girişim deseni oluşturmaz (figür 5a1-5f). Çünkü ayırıcılarda tüm sinyal foton parçacıkları belirdiği için (%50&#8217;si L yolundan, diğer %50&#8217;si ise R yolundan gittiği için) bunların hepsi ekranda figür 5a1-5f&#8217;deki gibi bir görüntü oluşturur, bu yüzden de bir girişim deseni oluşmaz. Ama 10 yıl eksi 1 saniye sonra 2 ve 3 numaralı dedektörlerden herhangi birinde işsiz foton parçacıkları belirdiğinden dolayı bunların sinyal foton parçacıklarının hangi yoldan gittiği bilgisi belirsizleştiğinden ötürü ekranda şu şekilde bir girişim deseni oluşur: 10 yıl önce tüm sinyaller ekranda girişim deseni oluşturmamıştı (5a1-5f), 10 yıl sonra ise dedektör 2&#8217;de beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda önceden belirmiş olan noktalarını renklendirirsek girişim deseninin olduğunu görürüz (5a2-5d2), dedektör 3 için de aynısı geçerlidir (5a2-5e2), böylece 10 yıldır olmayan bir girişim deseni 10 yıl sonra 1 saniye içinde ekranda 500 bin noktadaki belirmelerin (5c1) 250 bini ayrı (5d2), diğer 250 bini de ayrı (5e2) olarak 2 tane girişim deseninin (5c2) oluşmasıyla sonuçlanır.</p>
<figure id="attachment_12264" aria-describedby="caption-attachment-12264" style="width: 1536px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54.jpg"><img decoding="async" class="size-full wp-image-12264" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54.jpg" alt="" width="1536" height="2420" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54.jpg 1536w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-190x300.jpg 190w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-650x1024.jpg 650w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-768x1210.jpg 768w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-975x1536.jpg 975w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-1300x2048.jpg 1300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-208x328.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-217x342.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-254x400.jpg 254w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12264" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>54-64. Figürler 5a1-5f.</strong> &#8220;Gecikmiş Seçimli Kuantum Silicisi Deneyi Sonuçları (a)&#8221;</span><br /><span style="font-size: 14px;">(a): Her noktanın opaklığı -matlığı- %100 (opak ayarsız görüntü), siyah arka plana beyaz ve renklendirilmiş noktalar. 1&#8217;lerin renklendirilmesi 2&#8217;lerdir.</span><br /><span style="font-size: 14px;">5a&#8217;nın açılımı 5b ve 5c&#8217;dir, 5c&#8217;nin açılımı 5d ve 5e&#8217;dir, 5f ise beklemedeki durumdur.</span><br /><span style="font-size: 14px;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu (Noktalar tek tek atılmıştır.)</span><br /><span style="font-size: 14px;">(bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 54-97)</span></figcaption></figure>
<p class="Nyaz" style="text-align: center; text-indent: 0cm;" align="center"><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">(a) Gösterim 1: &#8220;Her Nokta %100 Opak, Siyah Arka Plan&#8221;</span></p>
<figure id="attachment_12265" aria-describedby="caption-attachment-12265" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12265" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54--300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54--208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54--217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54--512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12265" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>54. Figür 5a1.</strong> &#8220;GSKS 5a1 (a)&#8221;</span></figcaption></figure>
<p class="Nyaz" style="text-indent: 0cm; text-align: left;"><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">5a1: Deneydeki tüm dedektörlerde beliren tüm işsiz fotonların tüm sinyal fotonlarının ekranda beliren noktalarının oluşturduğu görüntünün gösterimi.</span></p>
<figure id="attachment_12266" aria-describedby="caption-attachment-12266" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q55.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12266" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q55.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q55.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q55-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q55-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q55-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q55-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12266" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>55. Figür 5a2.</strong> &#8220;GSKS 5a2 (a)&#8221; (Üstteki 5a1&#8217;in renklendirilmesidir.)</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5a2</strong>: Deneydeki tüm dedektörlerde beliren tüm işsiz fotonların tüm sinyal fotonlarının ekranda beliren noktalarının oluşturduğu görüntünün renklendirilmiş gösterimi.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Sarı noktalar</strong>: Dedektör 1&#8217;de beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının renklendirilmiş gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim yok.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Yeşil noktalar</strong>: Dedektör 4&#8217;te beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının renklendirilmiş gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim yok.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Mavi noktalar</strong>: Dedektör 2&#8217;de beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının renklendirilmiş gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim var.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Kırmızı noktalar</strong>: Dedektör 3&#8217;te beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının renklendirilmiş gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim var.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu (Noktalar tek tek atılmıştır.). (bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 54-97)</span></p>
<p><span style="font-size: 14px;">(a) Gösterim 1: &#8220;Her Nokta %100 Opak, Siyah Arka Plan&#8221;</span></p>
<figure id="attachment_12267" aria-describedby="caption-attachment-12267" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q56.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12267" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q56.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q56.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q56-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q56-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q56-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q56-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12267" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>56. Figür 5b1.</strong> &#8220;GSKS 5b1 (a)&#8221;</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5b1</strong>: Dedektör 1 ve 4&#8217;te beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %50&#8217;sidir. (Girişim yok.)</span></p>
<figure id="attachment_12268" aria-describedby="caption-attachment-12268" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q57.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12268" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q57.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q57.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q57-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q57-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q57-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q57-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12268" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>57. Figür 5b2.</strong> &#8220;GSKS 5b2 (a)&#8221; (Üstteki 5b1&#8217;in renklendirilmesidir.)</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5b2</strong>: <strong>Sarı noktalar</strong>: Dedektör 1&#8217;de beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının renklendirilmiş gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim yok.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Yeşil noktalar</strong>: Dedektör 4&#8217;te beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının renklendirilmiş gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim yok.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu (Noktalar tek tek atılmıştır.). (bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 54-97)</span></p>
<p><span style="font-size: 14px;">(a) Gösterim 1: &#8220;Her Nokta %100 Opak, Siyah Arka Plan&#8221;</span></p>
<figure id="attachment_12269" aria-describedby="caption-attachment-12269" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q58.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12269" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q58.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q58.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q58-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q58-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q58-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q58-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12269" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>58. Figür 5c1.</strong> &#8220;GSKS 5c1 (a)&#8221;</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5c1</strong>: Dedektör 2 ve 3&#8217;te beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %50&#8217;sidir. (Girişim var.)</span></p>
<figure id="attachment_12270" aria-describedby="caption-attachment-12270" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q59.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12270" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q59.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q59.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q59-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q59-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q59-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q59-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12270" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>59. Figür 5c2.</strong> &#8220;GSKS 5c2 (a)&#8221; (Üstteki 5c1&#8217;in renklendirilmesidir.)</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5c2</strong>: <strong>Mavi noktalar</strong>: Dedektör 2&#8217;de beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının renklendirilmiş gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim var.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Kırmızı noktalar</strong>: Dedektör 3&#8217;te beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının renklendirilmiş gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim var.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu (Noktalar tek tek atılmıştır.). (bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 54-97)</span></p>
<p><span style="font-size: 14px;">(a) Gösterim 1: &#8220;Her Nokta %100 Opak, Siyah Arka Plan&#8221;</span></p>
<figure id="attachment_12271" aria-describedby="caption-attachment-12271" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q60.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12271" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q60.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q60.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q60-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q60-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q60-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q60-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12271" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>60. Figür 5d1.</strong> &#8220;GSKS 5d1 (a)&#8221;</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5d1</strong>: Dedektör 2&#8217;de beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim var.)</span></p>
<figure id="attachment_12272" aria-describedby="caption-attachment-12272" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q61.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12272" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q61.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q61.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q61-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q61-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q61-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q61-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12272" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>61. Figür 5d2.</strong> &#8220;GSKS 5d2 (a)&#8221; (Üstteki 5d1&#8217;in renklendirilmesidir.)</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5d2</strong>: Dedektör 2&#8217;de beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının maviyle renklendirilmiş gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim var.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu (Noktalar tek tek atılmıştır.). (bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 54-97)</span></p>
<p><span style="font-size: 14px;">(a) Gösterim 1: &#8220;Her Nokta %100 Opak, Siyah Arka Plan&#8221;</span></p>
<figure id="attachment_12273" aria-describedby="caption-attachment-12273" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q62.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12273" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q62.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q62.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q62-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q62-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q62-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q62-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12273" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>62. Figür 5e1.</strong> &#8220;GSKS 5e1 (a)&#8221;</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5e1</strong>: Dedektör 3&#8217;te beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim var.)</span></p>
<figure id="attachment_12274" aria-describedby="caption-attachment-12274" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q63.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12274" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q63.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q63.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q63-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q63-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q63-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q63-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12274" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>63. Figür 5e2.</strong> &#8220;GSKS 5e2 (a)&#8221; (Üstteki 5e1&#8217;in renklendirilmesidir.)</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5e2</strong>: Dedektör 3&#8217;te beliren işsizlerin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının kırmızıyla renklendirilmiş gösterimi olup deneydeki tüm sinyallerin %25&#8217;idir. (Girişim var.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu (Noktalar tek tek atılmıştır.). (bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 54-97) </span></p>
<p><span style="font-size: 14px;">(a) Gösterim 1: &#8220;Her Nokta %100 Opak, Siyah Arka Plan&#8221;</span></p>
<figure id="attachment_12275" aria-describedby="caption-attachment-12275" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-1-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12275" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-1-1.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-1-1.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-1-1-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-1-1-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-1-1-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q54-1-1-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12275" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>54. Figür 5a1.</strong> &#8220;GSKS 5a1 (a)&#8221;</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5a1</strong>: Deneydeki tüm dedektörlerde beliren tüm işsiz fotonların tüm sinyal fotonlarının ekranda beliren noktalarının oluşturduğu görüntünün gösterimi.</span></p>
<figure id="attachment_12276" aria-describedby="caption-attachment-12276" style="width: 766px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q64.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12276" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q64.jpg" alt="" width="766" height="400" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q64.jpg 766w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q64-300x157.jpg 300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q64-208x109.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q64-217x113.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q64-512x267.jpg 512w" sizes="(max-width: 766px) 100vw, 766px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12276" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>64. Figür 5f.</strong> &#8220;GSKS 5f (a)&#8221; (Üstteki 5a1&#8217;in -beklemedeki- ön renklendirilmesidir.)</span></figcaption></figure>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>5f</strong>: Deneyde dedektör 2 ve 3&#8217;e daha varmayan ilgili %50 işsizin sinyallerinin ve dedektör 1 ve 4&#8217;e varan diğer %50 işsizin sinyallerinin ekranda beliren noktalarının oluşturduğu görüntünün renklendirilmiş gösterimi. (Girişim yok.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Sarı noktalar</strong>: Sinyallerin %50&#8217;sinin L yolundan gelip ekranda beliren noktalarının renklendirilmiş gösterimidir. (Girişim yok.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><strong>Yeşil noktalar</strong>: Sinyallerin %50&#8217;sinin R yolundan gelip ekranda beliren noktalarının renklendirilmiş gösterimidir. (Girişim yok.)</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;">Bahsedilen ilgili süre sonunda ilgili %50 işsizin dedektör 2 ve 3&#8217;e varmasıyla bu 5f görüntüsü &#8220;anbean, aniden&#8221; 5a2&#8217;ye dönüşecektir!..</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu (Noktalar tek tek atılmıştır.). (bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 54-97)</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="Nyaz" style="text-align: center; text-indent: 0cm;" align="center"><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">(b) Gösterim 2: &#8220;Her Nokta %50 Opak, Siyah Arka Plan&#8221;<br />
</span><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">Gösterim 1, 2, 3 ve 4 aynı olup sadece opaklığı ve -ya da- arka planı farklıdır.<br />
</span><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">Figür metinleri Gösterim 1&#8217;de yazılmıştır, diğer gösterimlerde tekrar olacağı için eklenmemiştir.</span></p>
<figure id="attachment_12277" aria-describedby="caption-attachment-12277" style="width: 1536px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12277" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65.jpg" alt="" width="1536" height="2420" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65.jpg 1536w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65-190x300.jpg 190w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65-650x1024.jpg 650w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65-768x1210.jpg 768w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65-975x1536.jpg 975w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65-1300x2048.jpg 1300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65-208x328.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65-217x342.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q65-254x400.jpg 254w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12277" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>65-75. Figürler 5a1-5f.</strong> &#8220;Gecikmiş Seçimli Kuantum Silicisi Deneyi Sonuçları (b)&#8221;</span><br /><span style="font-size: 14px;">(b): Her noktanın opaklığı -matlığı- %50 (opak ayarlı görüntü), siyah arka plana beyaz ve renklendirilmiş noktalar. 1&#8217;lerin renklendirilmesi 2&#8217;lerdir.</span><br /><span style="font-size: 14px;">5a&#8217;nın açılımı 5b ve 5c&#8217;dir, 5c&#8217;nin açılımı 5d ve 5e&#8217;dir, 5f ise beklemedeki durumdur.</span><br /><span style="font-size: 14px;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu (Noktalar tek tek atılmıştır.)</span><br /><span style="font-size: 14px;">(bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 54-97)</span></figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p class="Nyaz" style="text-align: center; text-indent: 0cm;" align="center"><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">(c) Gösterim 3: &#8220;Her Nokta %100 Opak, Gri Arka Plan&#8221;<br />
</span><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">Gösterim 1, 2, 3 ve 4 aynı olup sadece opaklığı ve -ya da- arka planı farklıdır.<br />
</span><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">Figür metinleri Gösterim 1&#8217;de yazılmıştır, diğer gösterimlerde tekrar olacağı için eklenmemiştir.</span></p>
<figure id="attachment_12278" aria-describedby="caption-attachment-12278" style="width: 1536px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12278" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76.jpg" alt="" width="1536" height="2420" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76.jpg 1536w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76-190x300.jpg 190w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76-650x1024.jpg 650w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76-768x1210.jpg 768w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76-975x1536.jpg 975w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76-1300x2048.jpg 1300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76-208x328.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76-217x342.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q76-254x400.jpg 254w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12278" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>76-86. Figürler 5a1-5f.</strong> &#8220;Gecikmiş Seçimli Kuantum Silicisi Deneyi Sonuçları (c)&#8221;</span><br /><span style="font-size: 14px;">(c): Her noktanın opaklığı -matlığı- %100 (opak ayarsız görüntü), gri arka plana siyah ve renklendirilmiş noktalar. 1&#8217;lerin renklendirilmesi 2&#8217;lerdir.</span><br /><span style="font-size: 14px;">5a&#8217;nın açılımı 5b ve 5c&#8217;dir, 5c&#8217;nin açılımı 5d ve 5e&#8217;dir, 5f ise beklemedeki durumdur.</span><br /><span style="font-size: 14px;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu (Noktalar tek tek atılmıştır.)</span><br /><span style="font-size: 14px;">(bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 54-97)</span></figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p class="Nyaz" style="text-align: center; text-indent: 0cm;" align="center"><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">(d) Gösterim 4: &#8220;Her Nokta %50 Opak, Gri Arka Plan&#8221;<br />
</span><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">Gösterim 1, 2, 3 ve 4 aynı olup sadece opaklığı ve -ya da- arka planı farklıdır.<br />
</span><span style="font-size: 14px; line-height: 120%;">Figür metinleri Gösterim 1&#8217;de yazılmıştır, diğer gösterimlerde tekrar olacağı için eklenmemiştir.</span></p>
<figure id="attachment_12279" aria-describedby="caption-attachment-12279" style="width: 1536px" class="wp-caption aligncenter"><a href="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-12279" src="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87.jpg" alt="" width="1536" height="2420" srcset="https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87.jpg 1536w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87-190x300.jpg 190w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87-650x1024.jpg 650w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87-768x1210.jpg 768w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87-975x1536.jpg 975w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87-1300x2048.jpg 1300w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87-208x328.jpg 208w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87-217x342.jpg 217w, https://www.mutlakbilim.net/wp-content/uploads/2023/11/q87-254x400.jpg 254w" sizes="(max-width: 1536px) 100vw, 1536px" /></a><figcaption id="caption-attachment-12279" class="wp-caption-text"><span style="font-size: 14px;"><strong>87-97. Figürler 5a1-5f.</strong> &#8220;Gecikmiş Seçimli Kuantum Silicisi Deneyi Sonuçları (d)&#8221;</span><br /><span style="font-size: 14px;">(d): Her noktanın opaklığı -matlığı- %50 (opak ayarlı görüntü), gri arka plana siyah ve renklendirilmiş noktalar. 1&#8217;lerin renklendirilmesi 2&#8217;lerdir.</span><br /><span style="font-size: 14px;">5a&#8217;nın açılımı 5b ve 5c&#8217;dir, 5c&#8217;nin açılımı 5d ve 5e&#8217;dir, 5f ise beklemedeki durumdur.</span><br /><span style="font-size: 14px;">Figürleri yapan: Alper Çadıroğlu (Noktalar tek tek atılmıştır.)</span><br /><span style="font-size: 14px;">(bk. sonnot 246) (bk. Figür Kaynakları, Figür 54-97)</span></figcaption></figure>
<p>&nbsp;</p>
<p>Anlaşılmadıysa detayın detayını yazıyorum. 10 yıl önce sinyallerin her biri hangi ayırıcıda belirdiyse o yoldan ekrana gitmişti ve ekranda belirirken bir noktada iz bırakmıştı. Biz bu bilgileri biliyorduk, bildiğimiz için bu noktaları tek tek kaydedebiliriz, diyelim ki kaydettik, bu kayıt şöyle olur: Her saniyede bir foton attığımızı düşünelim, bunların sinyalleri her saniyede bir ekranda belirir, bu sinyallerin hangi ayırıcıda belirdiyse o yoldan ekrana gittiğini bildiğimiz için tüm sinyallerin bilinen %50&#8217;si L, diğer bilinen %50&#8217;si ise R yolundan ekrana gider yani bir sinyalin L yolundan mı yoksa R yolundan mı gittiğini biliyoruz, L&#8217;den giden sinyallerin ekranda belirdiği noktaları &#8220;sarı&#8221; renge boyarsak, R&#8217;den giden sinyallerin de ekranda belirdiği noktaları &#8220;yeşil&#8221; renge boyarsak sonuç figür 5f&#8217;dir -5a1 üzerinde boyuyoruz ya da boyanmamış hâli 5a1&#8217;di-. 10 yıl boyunca 5f&#8217;deki gibi kaldı, 10 yıl sonra (yani bugün) 2 ve 3 numaralı dedektörlere tüm işsizlerin %50&#8217;si ulaşınca -ki bunların %25&#8217;i dedektör 2, %25&#8217;i de dedektör 3&#8217;te beliriyor- dedektör 2&#8217;de beliren işsizlerin bilgileri -kayıtları- elimize ulaşınca ve bunların ekranda 10 yıl önceden beliren sinyallerine karşılık gelen noktaları 5a1 üzerinde &#8220;kırmızı&#8221;ya boyarsak 10 yıl boyunca 5f&#8217;de olmayan bir girişimin 5f&#8217;den 5d2 olarak ve aynısını dedektör 3 için &#8220;mavi&#8221; yaptığımızda 5e2 olarak, yani 10 yıl sonra -1 saniye içinde- 5f&#8217;deki noktaların %50&#8217;sinin 5d2 (%25) + 5e2 (%25) = 5c2 (%50) olarak 5f&#8217;den 5c2 şeklinde 2 tane girişim deseninin ortaya çıktığını görürüz yani kısaca &#8220;5f, 5a2&#8217;ye dönüştü&#8221;. (5a1, 5a2 ve 5f&#8217;nin %100 olduğunu üstte anlatmıştım.)</p>
<p>Sonuçta sinyallerin %50&#8217;sinin geçmişte &#8220;somut&#8221; olarak hangi yoldan gittiği bilgisi gelecekte belirsizleşiyor. O sinyallerden %25&#8217;ini temsil eden bir sözcüye &#8220;Siz hangi yoldan gittiniz?&#8221; diye -10 yıl boyunca durmadan bu aynı soru- sorulduğunda &#8220;Şu yoldan gittik.&#8221; diyecektir, biz de &#8220;Evet, bunu biliyoruz, zaten kaydetmiştik.&#8221; deriz -diğer %25&#8217;ini temsil eden sözcü de diğer yolu diyecektir-, sözcüler 10 yıl sonra aynı soruya &#8220;Hem şu yoldan hem de bu yoldan gittik.&#8221; diyecektir, biz de &#8220;Siz bizimle &#8216;dalga&#8217; mı geçiyorsunuz, ortada bir girişim deseni yok, elimizde kayıtlar var!&#8221; deriz, onlar da &#8220;Evet, girişim deseni yoktu ama şimdi renklendirmenizi yenileyin ve oluşan girişim desenlerine bakın, yalan söylemiyoruz!&#8221; diyecektir, biz de bunun üzerine bunu yani üstteki anlattığımızı yapıp girişim desenlerini gördüğümüzde &#8220;Ne!.. Dalga mı geçiyorsunuz, şaka mı bu! Ama bu nasıl olur, geçmişte böyle bir şey yoktu!&#8221; deriz, sinyaller de hep bir ağızdan &#8220;Geçmişi unutun, silin, çünkü şimdi geçmişin tanımı etkilendi, yeniden biçimlendi, geçmiş farklı bir bakış açısına şekillendi! Evet, dalga geçiyoruz (!), çünkü bizler hem parçacığız hem de dalgayız!..&#8221;.</p>
<p>Böyle bir konuşma ancak makroda olabilir ve bizi çıldırtan nokta da budur, bu konuşma mikroda olamaz, çünkü mikroda (atom altında, kuantumda) makroda (atom üstünde, bildiğimiz) gibi bir geçmiş ve gelecek kavramı yoktur, hatta -daha doğrusu- kuantumda geçmiş ve gelecek diye bir şey yoktur. Gerçi geçmiş ve gelecek tam olarak ne, o da ayrı bir kavram, ama biz yine de bildiğimiz geçmiş ve gelecek diyelim.</p>
<p>Bence 5a2 görseli evrenin en güzel resmidir, mutluluğun, mükemmelliğin resmidir. Kitabın bu sayfalarının sizi yorduğunu biliyorum -zaten beni ne kadar yorduğunu anlatmaya bile gerek yok- ama anlayabilmeniz için bu sayfalarda odaklanıp biraz daha vakit geçirmeniz gereklidir.</p>
<p>2 ve 3 numaralı dedektörleri 10 ışık saniyesi uzaklığa koysaydık o 2 girişim deseni bu sefer 9 saniye sonra oluşmaya başlayacaktı, yine 1 saniye içinde de tamamlanacaktı, ister 10 ışık yılı olsun isterse de 10 ışık saniyesi olsun, herhangi bir mesafe olabilir, mesafenin önemi olmamakla birlikte sistemin başlangıcında fotonları dakikada bir yollasaydık girişim desenlerinin olması için saatlerce, saatte bir yollasaydık günlerce bekledikten sonra renklendirme yapmamız gerekirdi vb., sürenin önemi yok, sonuçta her zaman girişim desenleri oluşurdu.</p>
<p>Bu deneyi okuyup da şaşırmadıysanız olayı anla(ya)mamışsınız demektir -ben elimden geleni yaptım-. Bu &#8220;olağanüstü, sıra dışı&#8221; bir olaydır. Çünkü burada gelecek, geçmişin tanımını etkiliyor. Gelecekteki bir olay, geçmişi şekillendirerek, biçimlendirerek geçmişin aslında ne olduğunu bize söylüyor.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span></sup></p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a></p>
<p>Brian Greene şunları söylemektedir: <em>&#8220;Gelecekteki ölçümlerin bugün yaptığınız deneyde olup bitenleri herhangi bir şekilde değiştirmeyeceğini, gelecekteki ölçümlerin bugün aldığınız verileri değiştiremeyeceğini bir kere daha vurgulamak isterim. Ama gelecekteki ölçümler, sonradan bugün olup biteni tanımlarken kullanacağınız bazı ayrıntıları etkilerler. </em>(&#8230;)<em> Bu anlamda geleceğin, anlattığınız geçmişe ait bir öykünün biçimlenmesine yardım ettiğini görürüz. Bu deneyler bizim sıradan uzay ve zaman kavramlarımıza görkemli bir meydan okumadır. Bir şeyden çok önce ve çok uzakta gerçekleşen başka bir şeyin, bizim o şeyi tamamlamamızda hayati bir önemi vardır. Herhangi bir klasik -sağduyusal- bakış açısıyla bu olay, deliliktir. Elbette önemli nokta da buradadır: Klasik bakış açısı, kuantum evreninde kullanılamayacak bir bakış açısıdır.&#8221;</em> Çünkü kuantum fiziği, evrende &#8220;yerel&#8221; değildir.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[3]</strong></span></sup></p>
<p>John Wheeler şunları söylemiştir: <em>&#8220;Görünüşe göre bizim bir son dakika kararı ile çoktan yapacağını yapmış bir fotonun ne yapacağını etkileme kabiliyetimiz var. </em>(&#8230;)<em> Söylemek gerekir ki bizim her zaman geçmiş diye tanımladığımız şeyi şekillendirmede ink</em><em>â</em><em>r edilemez bir payımız var. Geçmiş, kayda geçmediği sürece gerçekten geçmiş değildir ya da başka bir şekilde söylemek gerekirse geçmiş şu anda kaydı olmadığı sürece varlığının da bir anlamı yoktur.&#8221;</em>.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[4]</strong></span></sup></p>
<p>Bu kuantum deneyleri proton, nötron, elektron, foton vs. (evrendeki her parçacık) için aynı sonuçları verir, yani bu deneyler her parçacık için geçerlidir. Çünkü evrendeki her parçacık hem dalgadır hem de parçacıktır.</p>
<p>Üstte anlattığımız tüm kuantum deneylerini bağlama açısından ve daha önemlisi kuantumun diğer konularına girmeden önce (anlam kopukluğu olmaması için) şu bilgileri bir girizgâh olarak vermek mecburiyetindeyim. Örneğime göre diyelim ki 3 bin yıl öncesine ait bir sayfa (papirüs kâğıdı) buldunuz ve ondaki yazılar da doğa koşulları gereği tamamen silinmiş olsun, yazı sayfaya işlemiş ama dışarıdan (gözle) hiçbir şekilde görünmüyor olsun, yani sayfa tertemiz olsun, buna ilgili ışınları tuttunuz diyelim ve bu şekilde harfleri (yazıyı) gördünüz. Elbette kuantum deneylerinde o sayfaya işlemiş hiçbir yazı yok -kuantum, zihinde canlandırılabilecek bir şey değildir, çünkü makro ve mikro ayrı işleyen &#8220;sistem&#8221;lerdir, bu yüzden makrodan mikro için verilen sözde benzer örnekler bile bu benzerliğin yanından geçemez, çünkü ortada benzeşecek bir şey yoktur, ama maalesef örneklendirme yapmam lazım- kuantum evreninin (mikro evrenin) tamamına alfabe derseniz (evrenin tamamının temeli, boşluksuz-yan yana bulunan, sonsuza yakın farklı harflerden oluşan bir süper alfabeden veya sonsuza giden sayılardan oluşuyor derseniz, 0 ve 1 de diyebilirsiniz, bu temelde -evrenin mayasında- anlam-anlamsızlık fark etmez, devam edelim), ölçüm yaptığınızda, ölçüm yaptığınızın geçmişinde o harflerden birini görürsünüz (Çift Yarık deneyi), o harflerden kelime görürsünüz (Gecikmiş Seçim deneyi), o harflerden cümle görürsünüz (Gecikmiş Seçimli Kuantum Silicisi deneyi). Ölçüm yapılan, ölçümle oraya çökertilmiş, çökmüş olur ki bu da bilinir (görünür) bir hâle gelmesini sağlamıştır. Ölçüm nedir? Makro evreni oluşturan her bir şey parçacıklardan oluşur, bu parçacıkların her biri de aslında birer &#8220;ölçüm cihazı&#8221;dır, yani gözlemcidir. Gözlemci (ölçen), gözleneni (ölçüleni) ölçtüğünde gözlenen &#8220;görünür, bilinir&#8221; olur. Evrende her gözlemci, hem gözlemci hem de gözlenendir, her gözlenen de yine hem gözlemci hem de gözlenendir. Bu sayede evrenin tamamı çökmüş bir durumdadır ki zaten bu yüzden evren görünür, bilinir olmuştur, eğer çökme (sönümleme) olmasaydı zaten evren diye bir şey olmazdı. Çökme nedir? &#8220;Dalga-parçacık&#8221;ların (veya şeylerin) kuantum dalga fonksiyonunun -yani evrenin her tarafına yayılmış olan olasılık dalgasının- gözlemci-gözlenen etkileşmesiyle &#8220;yok&#8221; olup -belirsizlikten çıkıp, bilinir hâle gelip yani çöküp- dalga-parçacığın (veya şeyin) -bir enerji paketi olarak veya bir kuantum alanı olarak- herhangi bir yerde belirmesidir -bağlı bulunduğu birleşik madde etrafında daha çok belirir ama evrenin herhangi bir yerinde de belirebilir, bu belirmelerin (çökmelerin) konumları farklıdır ve anbeandır- (<em>&#8220;Parçacıklar, bir alanın olası en küçük paketçikleri olarak&#8221;</em> düşünülebilinir.). Olasılık dalgası nedir? Bu dalgayı gören yok, zaten görülebilecek bir şey de değil, ama kuantum deneyleri sonucu böyle bir dalganın olması matematikte-fizikte kanıtlanmıştır, şöyle düşünebilirsiniz, acaba olmayabilir mi, hayır, kuantum bunu düşünmenize imkân dahi vermez, yani gerçekten de bu olasılık dalgası vardır.</p>
<p>En başta söylediğimi tekrar etmem gerektiğini düşündüm. Bu kuantum deneyleri izole ortamlarda yapılır yani deneyin yapıldığı yer, tüm aletler, parçacıklar da dâhil ve diğer her şey yalıtılmıştır, bu yüzden bu deneyler normal evrende geçerli değildir, çünkü evrenin tamamı parçacıklarla (yani gözlemci ve gözlenenlerle) dolu olduğu için durmadan (anbean, domino gibi) bir çökme yaşanır. Ama deney sonuçlarında görülenlerin -deneylerin izole olmasından ve normal evrendeki çökmeden ötürü- normal evrende görünmemesi, bunların önemsiz olduğu anlamına gelmez, tam tersine evrenimizin temeli kuantum olduğu için bize evrenimizin &#8220;ne olduğuna (neliğine)&#8221; dair çok güzel cevaplar (ipuçları) verir. Bunlar da bizim çıldırmamıza sebep olur!</p>
<p>Gerek kuantum deneylerinde gerekse de evrende (yani her yerde ve her şey için) Heisenberg&#8217;in Belirsizlik ilkesi ve Niels Bohr&#8217;un Tamamlayıcılık ilkesi (dalga-parça) geçerlidir. Tüm olasılıksal geçmişlerin toplamı ekranda çıkıyor, olasılıkların geçmişi (veya ortalaması) yüzünden ekranda o görüntü beliriyor, diye düşünülüyor.<sup><span style="color: #ff0000;"><strong>[5]</strong></span></sup> Ama bence -görüşüme göre- ekranda o görüntü belirdiği için o olasılık yolları oluşuyor, yani burada sanki sebep sonucu değil, sonuç sebebi oluşturuyor olabilir. Eğer öyleyse mikro makroyu değil, makro mikroyu oluşturur sonucu da çıkıyor. Yani hayalî görümsel (görüngüsel, şablonik) kavramlar (aksiyomlar, dizgeler) yokluklarına varlık arıyor gibiler, bu yüzden belirsiz bir kuantum mekaniği oluşuyor olabilir, ama bizim için belirsiz olabilir, onlar için değil gibi, öyle ki burada yokluk (hiçlik) varoluşa (varlığa) dönüşmüş gibi ki var olarak -gölge misali- bu evren karşımızda. Böylece mutlak bir varlık (veya mutlak bir yokluk) olamıyor, ancak belirsiz bir varlığımsı oluşabiliyor, bu yüzden de var ve yok (zıtlık) anlamsızlaşıyor.</p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><span style="font-size: 20px;">Kaynaklar</span></strong></p>
<p style="text-align: left;"><a href="#_ednref1" name="_edn1"></a><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[1]</strong></span> age., s. 234, 243.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[2]</strong></span> age., s. 234-249; [Aşağıdaki kaynakların hepsi hem metin hem de figürler içindir, figürleri yapmamda bu kaynaklar yardımcı olmuştur, bahsi geçen figürlerin (Figür 54-97) çizimleri tamamen bana aittir, orijinaldir.] Yoon-Ho Kim, Rong Yu, Sergei P. Kulik, Yanhua Shih, Marlan O. Scully, &#8220;A Delayed Choice Quantum Eraser&#8221;, <em>Physical Review Letters </em>[ISSN: 0031-9007], Cilt: 84, Sayı: 1, 3 Ocak 2000, [PDF] &lt;<a href="https://sites.ifi.unicamp.br/aguiar/files/2014/11/scully2000.pdf">https://sites.ifi.unicamp.br/aguiar/files/2014/11/scully2000.pdf</a>&gt;, Erişim: 24 Nisan 2020 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221217202355/https:/sites.ifi.unicamp.br/aguiar/files/2014/11/scully2000.pdf">https://web.archive.org/web/20221217202355/https://sites.ifi.unicamp.br/aguiar/files/2014/11/scully2000.pdf</a>] ya da [PDF] &lt;<a href="https://csustan.csustan.edu/~tom/SFI-CSSS/Lecture-Notes/Quantum%20Computing/eraser.pdf">https://csustan.csustan.edu/~tom/SFI-CSSS/Lecture-Notes/Quantum%20Computing/eraser.pdf</a>&gt;, Erişim: 24 Nisan 2020, s. 1-5 (ya da 1-4) [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221217212621/https:/csustan.csustan.edu/~tom/SFI-CSSS/Lecture-Notes/Quantum%20Computing/eraser.pdf">https://web.archive.org/web/20221217212621/https://csustan.csustan.edu/~tom/SFI-CSSS/Lecture-Notes/Quantum%20Computing/eraser.pdf</a>] [<a href="https://doi.org/10.48550/arXiv.quant-ph/9903047">https://doi.org/10.48550/arXiv.quant-ph/9903047</a>] [<a href="https://doi.org/10.1103/physrevlett.84.1">https://doi.org/10.1103/physrevlett.84.1</a>]; </span><span style="font-size: 14px;">Johannes Fankhauser, &#8220;Taming the Delayed Choice Quantum Eraser&#8221;, <em>arXiv</em>:1707.07884v3, 5 Ekim 2018, [PDF] &lt;<a href="https://arxiv.org/pdf/1707.07884v3.pdf">https://arxiv.org/pdf/1707.07884v3.pdf</a>&gt;, Erişim: 26 Nisan 2020, s. 3, 4, 11 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20200906084013/https:/arxiv.org/pdf/1707.07884v3.pdf">https://web.archive.org/web/20200906084013/https://arxiv.org/pdf/1707.07884v3.pdf</a>]; makalenin 4. versiyonu, <em>arXiv</em>:1707.07884v4, 13 Ağustos 2019, [PDF] &lt;<a href="https://arxiv.org/pdf/1707.07884.pdf">https://arxiv.org/pdf/1707.07884.pdf</a>&gt;, Erişim: 26 Nisan 2020, s. 6, 8, 16 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20201111173318/https:/arxiv.org/pdf/1707.07884.pdf">https://web.archive.org/web/20201111173318/https://arxiv.org/pdf/1707.07884.pdf</a>] {tüm versiyonlar için bk. &lt;<a href="https://arxiv.org/abs/1707.07884">https://arxiv.org/abs/1707.07884</a>&gt;, Erişim: 26 Nisan 2020 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20201112032255/https:/arxiv.org/abs/1707.07884">https://web.archive.org/web/20201112032255/https://arxiv.org/abs/1707.07884</a>] [<a href="https://doi.org/10.48550/arXiv.1707.07884">https://doi.org/10.48550/arXiv.1707.07884</a>]} {<em>Quanta </em>[ISSN: 1314-7374], Cilt: 8, Sayı: 1, 11 Ağustos 2019, [PDF] &lt;<a href="http://philsci-archive.pitt.edu/16325/1/88-477-1-PB.pdf">http://philsci-archive.pitt.edu/16325/1/88-477-1-PB.pdf</a>&gt;, Erişim: 26 Nisan 2020 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20200307021726/http:/philsci-archive.pitt.edu/16325/1/88-477-1-PB.pdf">https://web.archive.org/web/20200307021726/http://philsci-archive.pitt.edu/16325/1/88-477-1-PB.pdf</a>] veya &lt;<a href="http://quanta.ws/ojs/index.php/quanta/article/view/88">http://quanta.ws/ojs/index.php/quanta/article/view/88</a>&gt;, Erişim: 26 Nisan 2020, s. 48, 49, 53 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20200516003451/http:/quanta.ws/ojs/index.php/quanta/article/view/88">https://web.archive.org/web/20200516003451/http://quanta.ws/ojs/index.php/quanta/article/view/88</a>] [<a href="https://doi.org/10.12743/quanta.v8i1.88">https://doi.org/10.12743/quanta.v8i1.88</a>]}; </span><span style="font-size: 14px;">Emilio Pisanty, &#8220;Can post-selecting on the screen in the Delayed Choice Quantum Eraser experiment be used to predict the quantum-eraser measurement results?&#8221;, <em>Stack</em><em> Exchange:</em><em> Physics</em>, 14 Mayıs 2019, &lt;<a href="https://physics.stackexchange.com/questions/480062/can-post-selecting-on-the-screen-in-the-delayed-choice-quantum-eraser-experiment">https://physics.stackexchange.com/questions/480062/can-post-selecting-on-the-screen-in-the-delayed-choice-quantum-eraser-experiment</a>&gt;, Erişim: 28 Nisan 2020 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20210507073254/https:/physics.stackexchange.com/questions/480062/can-post-selecting-on-the-screen-in-the-delayed-choice-quantum-eraser-experiment">https://web.archive.org/web/20210507073254/https://physics.stackexchange.com/questions/480062/can-post-selecting-on-the-screen-in-the-delayed-choice-quantum-eraser-experiment</a>]; Strilanc [Kullanıcı], &#8220;About the delayed choice quantum eraser experiment&#8221;, <em>Physics Forums</em>, 23 Eylül 2016, &lt;<a href="https://www.physicsforums.com/threads/about-the-delayed-choice-quantum-eraser-experiment.886379/">https://www.physicsforums.com/threads/about-the-delayed-choice-quantum-eraser-experiment.886379/</a>&gt;, Erişim: 28 Nisan 2020 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20190301150857/https:/www.physicsforums.com/threads/about-the-delayed-choice-quantum-eraser-experiment.886379/">https://web.archive.org/web/20190301150857/https://www.physicsforums.com/threads/about-the-delayed-choice-quantum-eraser-experiment.886379/</a>]; </span><span style="font-size: 14px;">Gergely A. Nagy, &#8220;Remote-Sensing Quantum Hyperspace by Entangled Photon Interferometry&#8221;, <em>arXiv</em>:1101.2223v2, 21 Ocak 2011, [PDF] &lt;<a href="https://arxiv.org/ftp/arxiv/papers/1101/1101.2223.pdf">https://arxiv.org/ftp/arxiv/papers/1101/1101.2223.pdf</a>&gt;, Erişim: 29 Nisan 2020, s. 1-7 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20200828030727/https:/arxiv.org/ftp/arxiv/papers/1101/1101.2223.pdf">https://web.archive.org/web/20200828030727/https://arxiv.org/ftp/arxiv/papers/1101/1101.2223.pdf</a>] [<a href="https://doi.org/10.48550/arXiv.1101.2223">https://doi.org/10.48550/arXiv.1101.2223</a>] {ya da &#8220;Causal and relativistic loopholes in a Delayed-Choice Quantum Eraser experiment&#8221;, 4 Ocak 2011, [PDF] &lt;<a href="http://www.idokep.hu/images/quantum/Delayed-Choice-Quantum-Eraser-Remote-Sensing-Hyperspace.pdf">http://www.idokep.hu/images/quantum/Delayed-Choice-Quantum-Eraser-Remote-Sensing-Hyperspace.pdf</a>&gt;, Erişim: 29 Nisan 2020, s. 1-7 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20201110163016/http:/www.idokep.hu/images/quantum/Delayed-Choice-Quantum-Eraser-Remote-Sensing-Hyperspace.pdf">https://web.archive.org/web/20201110163016/http://www.idokep.hu/images/quantum/Delayed-Choice-Quantum-Eraser-Remote-Sensing-Hyperspace.pdf</a>]}; James M. Ashby, Peter D. Schwarz, Maximilian Schlosshauer, &#8220;Delayed-choice quantum eraser for the undergraduate laboratory&#8221;, <em>American Journal of Physics </em>[ISSN: 0002‑9505], Cilt: 84, Sayı: 2, Şubat 2016, [PDF] &lt;<a href="http://faculty.up.edu/schlosshauer/publications/DelayedChoiceAJP.pdf">http://faculty.up.edu/schlosshauer/publications/DelayedChoiceAJP.pdf</a>&gt;, Erişim: 1 Mayıs 2020, s. 102, 103 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20161207152640/http:/faculty.up.edu/schlosshauer/publications/DelayedChoiceAJP.pdf">https://web.archive.org/web/20161207152640/http://faculty.up.edu/schlosshauer/publications/DelayedChoiceAJP.pdf</a>] [<a href="https://doi.org/10.1119/1.4938151">https://doi.org/10.1119/1.4938151</a>]; Jai Paul Dudeja, &#8220;Can we influence certain events that occurred in the past? Interpreting &#8216;delayed choice quantum eraser&#8217; experiment&#8221;, <em>International Journal of Research and Analytical Reviews </em>[ISSN 2349-5138], Cilt: 6, Sayı: 2, Nisan 2019, [PDF] &lt;<a href="http://ijrar.com/upload_issue/ijrar_issue_20543504.pdf">http://ijrar.com/upload_issue/ijrar_issue_20543504.pdf</a>&gt;, Erişim: 4 Mayıs 2020, s. 219‑225 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20200723011519/http:/ijrar.com/upload_issue/ijrar_issue_20543504.pdf">https://web.archive.org/web/20200723011519/http://ijrar.com/upload_issue/ijrar_issue_20543504.pdf</a>]; Giuliano Scarcelli, Yu Zhou, Yanhua Shih, &#8220;Random Delayed-Choice Quantum Eraser via Two-Photon Imaging&#8221;, <em>arXiv</em>:quant-ph/0512207v2, 14 Haziran 2007, [PDF] &lt;<a href="https://arxiv.org/pdf/quant-ph/0512207.pdf">https://arxiv.org/pdf/quant-ph/0512207.pdf</a>&gt;, Erişim: 8 Mayıs 2020 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20210515145639/https:/arxiv.org/pdf/quant-ph/0512207.pdf">https://web.archive.org/web/20210515145639/https://arxiv.org/pdf/quant-ph/0512207.pdf</a>] veya [PDF] &lt;<a href="https://cs.uwaterloo.ca/~ijdavis/qic890/0512207.pdf">https://cs.uwaterloo.ca/~ijdavis/qic890/0512207.pdf</a>&gt;, Erişim: 8 Mayıs 2020, s. 9, 10 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221217213526/https:/cs.uwaterloo.ca/~ijdavis/qic890/0512207.pdf">https://web.archive.org/web/20221217213526/https://cs.uwaterloo.ca/~ijdavis/qic890/0512207.pdf</a>] [<a href="https://doi.org/10.48550/arXiv.quant-ph/0512207">https://doi.org/10.48550/arXiv.quant-ph/0512207</a>] {<em>The European Physical Journal D </em>[ISSN: 1434-6060], Cilt: 44, Sayı: 1, Temmuz 2007, [<a href="https://doi.org/10.1140/epjd/e2007-00164-y">https://doi.org/10.1140/epjd/e2007-00164-y</a>]}; </span><span style="font-size: 14px;">Hal Fearn, &#8220;A Delayed Choice Quantum Eraser Explained by the Transactional Interpretation of Quantum Mechanics&#8221;, <em>Foundations of Physics </em>[ISSN: 0015‑9018], Cilt: 46, Sayı: 1, Ocak 2016, [PDF] &lt;<a href="https://files.core.ac.uk/pdf/2612/81541438.pdf">https://files.core.ac.uk/pdf/2612/81541438.pdf</a>&gt;, Erişim: 10 Mayıs 2020, s. 45, 53 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221217213609/https:/files.core.ac.uk/pdf/2612/81541438.pdf">https://web.archive.org/web/20221217213609/https://files.core.ac.uk/pdf/2612/81541438.pdf</a>] [<a href="https://doi.org/10.1007/s10701-015-9956-8">https://doi.org/10.1007/s10701-015-9956-8</a>]; George Jaroszkiewicz, &#8220;Stage analysis of delayed-choice and quantum eraser experiments&#8221;, <em>arXiv</em>:0810.3826v1, 21 Ekim 2008, [PDF] &lt;<a href="https://arxiv.org/pdf/0810.3826.pdf">https://arxiv.org/pdf/0810.3826.pdf</a>&gt;, Erişim: 12 Mayıs 2020, s. 4 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221217213724/https:/arxiv.org/pdf/0810.3826.pdf">https://web.archive.org/web/20221217213724/https://arxiv.org/pdf/0810.3826.pdf</a>] [<a href="https://doi.org/10.48550/arXiv.0810.3826">https://doi.org/10.48550/arXiv.0810.3826</a>]; Declan Traill, &#8220;The Delayed Quantum Eraser Experiment Explained Classically&#8221;, <em>Journal of Modern Physics </em>[ISSN: 2153‑1196], Cilt: 12, Sayı: 9, Temmuz 2021, [PDF] &lt;<a href="https://www.scirp.org/pdf/jmp_2021070215205290.pdf">https://www.scirp.org/pdf/jmp_2021070215205290.pdf</a>&gt;, Erişim: 30 Haziran 2022, s. 1185‑1188 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20210719235454/https:/www.scirp.org/pdf/jmp_2021070215205290.pdf">https://web.archive.org/web/20210719235454/https://www.scirp.org/pdf/jmp_2021070215205290.pdf</a>] [<a href="https://doi.org/10.4236/jmp.2021.129072">https://doi.org/10.4236/jmp.2021.129072</a>].</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><span style="color: #ff0000;"><strong>[3]</strong></span> Brian Greene, <em>&#8220;Evrenin Dokusu&#8230;&#8221;</em>, age., s. 243.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref2" name="_edn2"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[4]</strong></span> IP Authors, &#8220;Kuantum Fiziğinin Garip Dünyası (Alt Yazılı)&#8221;, <em>Inspiring Philosophy</em>, YouTube, Çeviren: Ahmet Demiral, 24 Temmuz 2017, &lt;<a href="https://www.youtube.com/watch?v=W-DVvLav4HI">https://www.youtube.com/watch?v=W-DVvLav4HI</a>&gt;, Erişim: 13 Mayıs 2020, Süre Aralığı: 08.44‑09.08 [<u>kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20201212103139/https:/www.youtube.com/watch?v=W-DVvLav4HI">https://web.archive.org/web/20201212103139/https://www.youtube.com/watch?v=W-DVvLav4HI</a>] (Alıntı ilkindendir.) {P. C. W. Davies, Julian R. Brown, <em>&#8220;The Ghost in the Atom&#8221;</em>, Cambridge University Press, 1993, Cambridge, s. 65‑68. (bk. &lt;<a href="https://books.google.com.tr/books/about/The_Ghost_in_the_Atom.html?id=KHezRs7nsAgC&amp;redir_esc=y">https://books.google.com.tr/books/about/The_Ghost_in_the_Atom.html?id=KHezRs7nsAgC&amp;redir_esc=y</a>&gt;, Erişim: 2 Temmuz 2022 [(+) <u>ekledi</u>ğ<u>im kalıcı ar</u>ş<u>iv ka</u>y<u>dı</u>: <a href="https://web.archive.org/web/20221217213943/https:/books.google.com.tr/books/about/The_Ghost_in_the_Atom.html?id=KHezRs7nsAgC&amp;redir_esc=y">https://web.archive.org/web/20221217213943/https://books.google.com.tr/books/about/The_Ghost_in_the_Atom.html?id=KHezRs7nsAgC&amp;redir_esc=y</a>])}.</span></p>
<p style="text-align: left;"><span style="font-size: 14px;"><a href="#_ednref3" name="_edn3"></a><span style="color: #ff0000;"><strong>[5]</strong></span> Bu sonnot 241-248 sonnotlarını kapsar. (&#8220;Parçacıklar, bir alanın olası&#8230;&#8221; alıntısı, B. Greene, <em>&#8220;Evrenin Dokusu&#8230;&#8221;</em>, age., s. 528.)</span></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
